Tam adım Gıyaseddin Ebu'l Feth Ömer İbni İbrahim'dir. Fakat sizler beni Ömer Hayyam diye tanırsınız daha çok. Baba mesleği olan çadırcılıktan ötürü "Hayyam" derlerdi bana. Rubailerimde de Hayyam Mahlasını kullandım hep. Çoğunuz beni şair olarak bilir ama ben aynı zamanda bir ilim adamıydım. Horasanlıyım ben. Nişaburda doğduğumda muhtemelen tarihler 1044 yılını gösteriyordu.

Şimdi size kendimi anlatacağım ama bu biraz nefsi müdafa şeklinde olacak. Ne yapayım, sizler beni yanlış tanıdınız! Kendinden geçik,ayyaş bir şair olarak biliyorsunuz beni. Halbuki ben zamanımın en büyük bilim adamlarından biriydim. Ne olur kızmayın şimdi bana, yanlış tanımanızdan ötürü kınamıyorum sizleri. Çünkü okuduğunuz kaynaklar genelde oryantalistlerin hazırlamış olduğu satırlardır. Biraz da çağınızın popüler kültürü etkilidir bu bedbaht halimde.

Benim ilmi yönümü hiç yansıtmayan ya da çok az yansıtan bu tür eserlerde binlerce rubaisi olan bir ehli keyif olrak gösterilmem ruhumu çok incitiyor doğrusu. El insaf, yahu! Evet, şiir yazardım tabi ama ömrüm boyunca yazdığım rubai sayısı belki de yüz altmışı geçmez. Şarap ve basit dörtlüklerle geçiştirelecek kadar önemsiz bir karakter değilim, kusura bakmayın.

Hadi söyleyin bakalım, kaçınız benim bir terazi (el kuştaş el mustakim) icad ettiğimi biliyor acaba? Ya, arkadaşlarımla birlikte Selçuklu Devleti için bir takvim hazırladığımı? Henüz o bir çocuk iken Sultan Senceri tedavi ettiğimi biliyor muydunuz? Muhtemelen hayır. Pascal Üçgeni, Binom açılımı ve Öklid Geometrisi alanında çalışmalar yaptığımda sizi pek ilgilendirmez herhalde. Çünkü Ben, bahtsız bir feylosof, Allahsız ve Maddeci biriyim! Şarapçıyım ve ayyaşım. Başka bir şeyden anlamam! Yazık, çok yazık.

Şimdi gelelim şu rubai meselesine ki çoğunuzun ilgisini sanırım bu daha çok çekiyor. Sadece şunu söyleyeceğim, ben onikinci yüzyılda yaşadım. on beşinci yüzyıla kadar basılan kitaplarda bana isnad edilen rubai sayısı en fazla 315 dir. Fakat yüzyıllar geçtikçe rubailerimin sayısı ne hikmetse artarak bin iki yüzü buldu.

Benim gerçek rubailerimin bulunduğu el yazmaları ya size hiç ulaşmadıysa? Benim rubailerim diye okuduklarınız "Hayyam" mahlasımı kasıtlı ya da kasıtsız olarak kullananan benden sonraki şairlere aitse ne olacak? Benden sonra bu mahlası kimbilir kaç kişi kullandı. Selçuklu'da itibarlı ve nufüzlü biriydim. Akademik çalışmalarımla özenilen bir kişiliktim. Bu da mahlasımın başkaları tarafından kullanılmasını cazip kılıyordu.

"Aman bu dünya fani havasında, carpe diem tarzında, içelim güzelleşelim temalı rubailer yazmadıysam kim verecek bunun hesabını, arkadaşlar kimin boynuna günahı ha?

Hem Onlar nasıl rubailerdir ki farsça ya da arapça yazdığım halde Türkçenize çevirdiğinizde hiç bir kafiye ya da redif kaybı olmaz? Sizin aklınız alıyor mu bunu? Edebiyatçı olmanıza bile gerek bunu anlamak için. Şiir midir yoksa mani mi bunlar? Ve nedense Türk Halk edebiyatı tatında hepsi. Sanki Karacoğlandan ya da Erzurumlu Emrah'tan çıkma beyitler. Yoksa çakma mı demeliydim?

Bana isnad edilen rubailerin birbirleriyle çelişmesi de cabası. Bazısında tasavvufi bir irfan göze çarparken, bir kısmı felsefik bir yaklaşım gözlenirken  diğerlerinde de mahalle ağzı olması sizce de garib değil midir?

Neyse bitiryorum, gününüzde özellikle genç kuşağın aklına "şarap" denince hemen ben geliyorum. Böyle işlerine geliyor tabi...  İlmi faziletlerimle yaptığım çalışmalarla tanınmak istiyorum ben ey gençlik!

Ne diyeyim, Allah beni bu hallere düşürenleri bildiği gibi yapsın.

---

Bu yazının hazarlanmasında genel olarak MEB islam ansiklopedisi, Ömer Hayyam maddesi kaynağından istifade edilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Tarih, Ömer Hayyam hayatı özet, Ömer Hayyam Hayatı ve Eserleri, Ömer Hayyam Kimdir, Ömer Hayyam Rubaileri, Ömer Hayyam Şiirleri, Ömer Hayyamın Felsefesi, Ömer Hayyamın İcatları, Ömer Hayyamın Yaptıkları, Rubai Nedir, Rubaiyyati Hayyam

mutevaggil , 24/10/2009-20:33 Facebook'ta Paylas