"Ben hasta bir adamım, içi hınçla dolu gösterişsiz bir adamım ben," diyordu  ya Dostoyevski'nin anti-kahramanı hikayesine başlarken [Yeraltından Notlar, İletişim yayınları s.1], Yeraltında aldığı notları  (başından geçenleri) aktarıyordu sonra bizlere. Benzer bir anti kahraman havasını ben, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nu yıllar sonra tekrar okuduğumda kitabın hastalıklı, yalnız ve isimsiz çocuğunda aldım.  Derin düşüncelerle dalıp giden bu çocuk bir Dostoyevski kahramanı gibi dertli ve ızdırap dolu, yalnız ve çaresiz.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, hiç şüphesiz Türk Edebiyatı'nın en önemli psikolojik romanlarından biridir. hikaye, aynı zamanda romanın baş kahramanı olan 15 yaşındaki büyümüş de küçülmüş çocuğun iki hastalığını konu ediyor. Bu hastalıklardan biri fiziki bir hastalık olan ve bacağına vuran bir çeşir tüberküloz hastalığı, diğeri ise Paşa akrabasının kızına olan aşk acısı. Üçüncü bir hastalığı da var aslında kahramanımızın, o da yukarıda da belirttiğim gibi genelde Dostoyevksi romanlarında görülen çevresi kalabalık ama aslında yalnız olmak hastalığı.

Roman boyunca kahramanımız bu üç hastalık arasında gidip gelirken, insanlara, dünyaya, hastalağına dair düşüncelerini okurla paylaşıyor. On beş yaşında olmasına rağmen hastalığın ve yalnızlığın getirdiği olgunlukla davranan bu genç var olan düzene sessiz bir başkaldırı niteliğinde. Aslında zorunlu bir "tutanamayan"  bizim bu kahramanımız ve onun da kafasında bir "Olric" var bir bakıma.

"Ağaçların bile sıhhatine imrenecek" kadar bacağından rahatsız olan bu genç arkadaşımız, ne hastalğında ne de sevdasında olumlu gelişmeler olmaksızın günlerini umutsuzluk ve karamsarlıkla geçiriyor. Yine de kendisine en sıonunda ne olduğunu bilemiyoruz, çünkü kahramanımızın sonu okuyucunun hayal gücüne bırakılıyor.

Kahramanımızda en çok dikkat çeken özellik, onun bedeni ne kadar zayıf ve hastalıklı olursa olsun, beyni de o derece sıhhatli ve analitik çalışıyor olması.  Olaylara bakışı ve  onları tetkik edişi, yaşından beklenmedik konuşmalarla insanları etkileyişi, kendi kendine konuşarak Sheakspare'dan alıntılar yapması onun entelektüel kimliğinin bariz bir göstergesi. Yine de mental olarak ne kadar kuvvetli olursa olsun kahramanımız hayatin kendisine verebileceğinden fazlasına sahip olamayacaktır. Zira sevdiği kızın sıhhatli, yakışıklı ve dinç bir doktor tarafından istenmesi de hayatın acı ironisi olarak karşısına çıkıyor.

Peyami Safa, hacim olarak ince ama edebi bir kalınlığa sahip bu romanında gerek dönemin havasını (1915'li yıllar), gerek hastane ortamının o kasvetli ambiyansını başarıyla aktarırken tıp terminolojisini de yerinde kullanarak romandaki gerçekliği ve yaşanmışlık hissini başarıyla okuyucuya aktarıyor.

Şüphesiz Dokuzuncu Hariciye koğuşu, türk okuyucuları arasında gerekli itibarı kazanamamış bir başyapıt. Okunmayı değil, tekrar tekrar okunmayı ve üzerinde düşünmeyi gerektiren bir eser...

Kitabın Bilgisi:

Yazar: Peyami Safa

Yayınevi: Ötüken Neşriyat

Dil : Türkçe
Yayın Yılı : 1996
Sayfa Sayısı : 110
Kapak Türü : Karton
Ebat : 12x19,5 cm
Kağıt Türü : İthal

 

Detaylar
Kod no SKU42224
ISBN 9754370486
Barkod 9789754370485
Temin Süresi Aynı Gün - 2 Gün
Etiket fiyatı:
Anahtar Kelimeler: Entellektüelite, Hikaye, Kitap, 9.Hariciye Koğuşu, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Değerlendirme, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Eleştiri, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Oku, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Özeti, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Yorumlar, Peyami Safa Hayatı ve Eserleri, Peyami Safa Kimdir

mutevaggil , 18/12/2011-13:07 Facebook'ta Paylas