imgeŞiir hakkında çok fazla bilgim yoktur. Mehmet Akif’in ve Necip Fazıl’ın şiirlerini, diğer şiirlerden ayıracak kadar şiirle ilgiliyim. Sezai Karakoç’un Mona Rosa’sını bilirim bir de. Fethullah Gülen’in Medine’nin Gülü şiiri ise benim için en güzel üç beş şiirden biridir. İşte şiirle ilgim bu sınırlardan ibaret.

Şiirle alakam bu kadar dedik ya bir de kendi yazdığım iki şiirim var. Birini burada paylaştım sizlerle, diğerini ise henüz paylaşmadım. Belki daha sonra. İşte benim şiir röntgenim böyle. Zaten burada paylaştığım şiirimin Medine’nin Gülü’nün kötü bir kopyası olduğunu şiiri okuyunca anlarsınız.

Asıl Konuya gelelim: Geçen günlerde gittiğim Güneşin Oğlu adlı filmde, bir şiir çalındı kulağıma, Haluk Bilginer’in (filmdeki rolü Alper Canan) kadife sesiyle okuduğu garip bir şiirdi bu. Dikkatli bir dinleyici olduğumdan mıdır yoksa çok tuhafıma gittiğinden midir bilinmez, bu şiiri kafamın bir köşesine yazdım. Birkaç gün sonra aklıma geldi ve internetten araştırdım. Meğer Ülkü Tamer’in bir şiiriymiş bu. Açıkçası Ülkü Tamer’i de tanımıyordum. Zaten şiiri senaryoda Alper Canan’ın o an uydurduğunu zannetmiştim. Şiir Aşağıda, okuyun bir hele:


KONUŞMA

-Aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,
üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;
ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci?
hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.

iyi nişan alırdı kendini asan zenci,
bira içmez ağlardı, babası değirmenci,
sizden iyi olmasın, boşanmada birinci...
Çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen.

Bu nasıl bir imgelemedir. Bu kadar imgeleme bu kadar kısacık şiirde nasıl olmuştur. Şair bunu ne amaçla yazmıştır. Bu yüz kiloluk zenci neyi temsil ediyor acaba? Ölümü olabilir mi? İri cüsseli ve siyah giyimli bir Azrail tasviri mi bu zenci, acaba? Zencinin yani azrail’in gece gelmesi ve kümesten ses gelmemesiyle hasta yatağında yatan birinin canını aldığı mı tasvir ediliyor. İyi ama son sonra gelen mısralarda tamamen alakasız bir öğeye geçiliyor.

Dersini bilmeyen ve şişman bir öğrenciden şikâyet ediliyor şiirde. İlk iki dizeyle ikinci iki dize arasındaki tek bağ yüz kiloluk ve şişman kısımları. Eğer bu iki yakın anlamdan yola çıkılırsa yüz kiloluk zencinin bir de öğrenci olduğu anlaşılıyor ki bu da “kul olmaya, kulluğa” bir gönderme mi olmaktadır. Azrail de sonuç ta bir kul. Hatta dersini bilmeyen (dünyevi yükümlülüklerini, dini farziyetlerini yapmayan –melekler insanlardan farklı olarak dünyevi şeylerle, ödevlerle meşgul olmazlar -) bir kul.

İyi tamam, ama ikinci kıtaya ne kılıf uyduralım? Daha da zor. Üstelik yukarıdaki açıklamalarımızı da boşa çıkaran şeyler var bu kıtada. Bizim Azrail dediğimiz kişi iyi bir nişancıymış ve kendini asmış bir de! Bira içmez, ağlardı, babası değirmenci… Pes… Ben Pes ediyorum.

Öküz altında buzağı mı arıyoruz yoksa? Bu, şairin küçükken başından geçen bir olay olmasın. Yüz kiloluk zenci dediği belki çokça esmerce olan ilkokul öğretmeni. Öğretmeninin intihar ettiğini öğrenen şair, Hızlı Flaşbekler ile (çakıntı, flashback) öğretmeniyle arasında geçen diyalogu mu hatırlıyor. –bu ne biçim öğrenci, dersini bilmiyor. Aynı flashbekler ile öğretmenin ailesi, yaşayışı gözünün önüne geliyor galiba.

Benden bu kadar dostlar, çok zorlayıp kayışı koparmayalım. Siz daha iyi bir tev’il getirebilirsiniz buyurun sahne sizin.

Anahtar Kelimeler: Şiir, Edebiyat Sembolizmi, Edebiyatta İmgeler, Güneşin Oğlu Şiiri, Konuşma Şiiri, şiir ve mecaz, şiirde anlam, şiirde imge, şiirde imgeleme, Şiirde Kapalı Anlatım, Şiirde Sembolizm, Ülkü Tamer Hayatı ve Eserleri, Ülkü Tamer Kimdir, Ülkü Tamer Şiirleri

mustasim billah , 24/11/2008-18:31 Facebook'ta Paylas