Geçen sene, ilk filmi Beyaz Melek ile yaşlı insanların sorunlarına eğilen Mahsun Kırmızıgül Güneşi Gördüm filmi ile doğu insanının bütün problemlerine, bu problemlerin hepsini doğulu bir ailede toplayarak değinmeyi denemiş. Yaşlı hikâyeleri derlemeleri olan beyaz Melek’ten sonra bu kez, doğu insanı hikâyeleri derlemeleri izliyoruz yani.

gunesi gordum filmi

Görsel açıdan müthiş sahnelerle başlayan film, yerini erkek adamın erkek oğlu olur kültüne hicivsel bir yaklaşıma bırakıyor. Burada doğu insanın normal halleri ve günlük konuşmaları biz şehirli insanlara komik geliyor ve salonda kıkırdamalar başlıyor. Tabi bu gülüşmelerde hiciv ve mizahın etkisi de yok değil. Görsel sahneler ve hiciv-mizah karışımı sahnelerden sonra asıl sorunumuz boy göstermeye başlıyor. Teröristler ve askerlerden oluşan iki ateş arasında kalmış ve terkedilmiş (tahliye edilmiş) bir köyün son temsilcilerinin hayat mücadelesi ve onların nezdinde doğunun genel problemleri filmin konusunu oluşturuyor. Temamız ise mahzunun önceleri bir türküsünde söylediği gibi: Hepimiz kardeşiz, bu öfke ne diye? (Ki haklı ve bu yüzden kritiğimizin başlığı bu oldu)

“Devlet Baba”nın, köyün son temsilcilerine önceleri tavsiye niteliğinde sonra emrivakiyle burayı terk etmelerini söylemesi sonucu göç başlıyor. Elde var iki (terör ve göç). Üçüncü sorunumuz büyük şehre uyum sorunu. İstanbul adamı yutar mesajı gözümüze aile bireylerinden bir erkeğin (evet erkeğin, dış görünüm olarak erkeğin) kötü yola düşmesiyle sokuluyor. Büyük şehirde garibanın durumunun gerçekten zor olduğunu anlıyorsunuz ve onlara uyum sorununu aşmada yardım etme isteği uyanıyor içinizde. Mesela çamaşır makinesini anlatan teknik servis elemanı ben olsaydım keşke diyorsunuz içinizden, bunun içinde çocuk yıkanmaz diye uyarsaydım…

Aile bireylerinden bazılarını İstanbul kesmiyor ve Norveç’e ilticaya karar kılıyorlar. Şu dünyada şahsımı üzen ve görmeye dayanamadığım sahnelerden biri olan iltica ve mültecilik olayları dördüncü sorunumuz oluyor böylece. Umut taciri amcamız Bünyamin (Cezmi Baskın) kapalı kasa kamyonete onlarca insanı kendi tabiriyle “yüklerken” kafeste kekliğini götürmek isteyen mülteciyle öyle bir kelam ediyor ki umut tacirlerinin temel felsefesi çıkıyor meydana:

“Bunu alamayız, zaten yeterince hayvan taşıyoruz.”

Filmin göze çarpan en büyük yanlışı ya da eksikliği, senaryo akarken bütün mesajları sözlü olarak seriliyor önümüze. Vermek istenen mesajı neden bu kadar kolay veriyor yönetmen, anlamış değilim. Bırak da bazı şeyleri de biz anlayalım. Hem her şeyi de açıklamana gerek yok. Söz gelimi, oğlan çocuk isteyen Ramazan (mahzun) adlı köylü bir dağa çıkıp Allah’tan bir oğlan çocuk istiyor ve adak adıyor. Tam İbrahim peygamber aklımıza geliyorken Ramazan “İbrahim peygambere verdiğin gibi,” diye bir kelam ederek göndermeyi öldürüyor. Çocuk değiliz yahu. Anladık bre.

Oyuncu kadrosu bir önceki filme göre daha gösterişsizdi. Altan Erkekli ve Mahsun ile eşinin (ismini bilmiyorum) oyunculukları öp plana çıktı. Fakat Erol Günaydın neden o kadar pasif roldeydi ve neden tek kelime etmedi acaba? Daha iyi bir rolde yer alabilirdi. Ali Sürmeli’ye de entel gurbetçi rolü hiç yakışmamış bence.

"Devlet Baba"ya kendilerini köyden attıkları için dargın olan aile babası Ramazan'ın, çocuklarına sahip çıkan "Devlet Ana"ya minnettar olması, dünyayı erkeklerin kirlettiğini söylemesi feminen bir mesaj bırakıyor dimağlarda. Dünya kadınlar gününün üstünden  sadece bir hafta geçmişken.

Sözlerimizi sonlandırırken şunu da belirtelim ki film gözlerimizin buğulanmasına, yaşlanmasına, hatta zırlamamıza yol açabilir. Beyaz Melek’teki kadar ajitasyon burada yok belki ama yine de bir dram var. Büyük bir dram.

Film hakkında yazmayı unuttuğum şeyler olabilir. Eğer unuttuğum çok önemli bir şeyi hatırlarsam sonradan ekleme yapabilirim. Diyeceğim şu ki kötü bir film değil. Görülebilir bir film. Ama bence Mahzun Kırmızıgül bir sonraki filmi için acele etmesin. Yakın zamanda (bir iki yıl içinde) çekeceği üçüncü bir filme gitmem.

Ali Sürmeli'nin filmde okuduğu şiiri de buraya yazalım. Okuduğu şiir, Cahit Sıtkı Tarancı'nın Memleket İsterim Şiiridir:

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.

Anahtar Kelimeler: Sinema, güneşi gördüm film eleştirisi, güneşi gördüm film konusu, güneşi gördüm filmi özet, güneşi gördüm şiir, memleket isterim şiiri

mutevaggil , 14/03/2009-21:38 Facebook'ta Paylas