Bilindiği gibi Peygamber, Farsça bir kelime olup haber getiren manasındadır. Peyam + ber gibi iki kelimeden mürekkep bu söz öbeğini Türkçeye haber + ci olarak çevirebiliriz. Arapçası da malumunuz "Nebi"dir zaten. Nebe (haber) kelimesinden gelme olarak.

Allah aziz ve celil tarafından seçilmiş bu güzide insanların tek görevi, insanlara Allah’tan haber getirmek değildir elbette. Onlarda her şeyden önce birer insandır, beniâdemdir. Yeri gelir ordusunun başında bir muzaffer kumandan olur, yeri gelir mabet inşaatında çalışır, marangozluk yapar gemi inşa eder, yeri gelir terzi olup libas diker. Yeri gelir hükümran olup âlemlere hükmeder. Yeri gelir ölüm döşeğinde hasta olur. Baba olur, oğul olur. Damat olur… Yeri gelir oyunculuğa bile soyunur. Evet, aslında peygamberlerimiz izleyicileri kâfir ve müşriklerden oluşan bir sahnede performans sergileyen birer oyuncudur.

Hiç Şüphesiz bunların En Başında İbrahim Aleyhisselam gelmektedir. O mübarek elçi, azgın kavmini doğru yola getirmek için kendine "tiyatroculuğu" seçmişti. Sahne performansı sergiliyordu inançsız kavmine karşı. Bir keresinde kavminin bütün putlarını kırmıştı da en büyüklerine dokunmamıştı hani. "İbrahim, tanrılarımıza bunu kim yaptı?" diye soran kavmine soğukkanlılık ve usta bir oyunculuk ruhuyla cevap vermiş ve "Bilmem ki! Acaba şu büyükleri yapmış olabilir mi? Baksanıza balta onun yanında..." (Enbiya, 21/63). demişti. Bu ne istihza, ne de yalan söylemekti. Bu söz, mütemerrid kavme yalnızca iyi bir ders, iyi bir oyundu.

İbrahim (a.s) oscarlık performansını ise gök cisimlerine tapan insanlara karşı sergilemişti. Gelin bu güzel sahneyi Kurandan aynen dinleyelim:

“Gecenin karanlığı onu kaplayınca bir yıldız gördü, Rabbim budur, dedi. Yıldız batınca, batanları sevmem, dedi.

Ay'ı doğarken görünce, Rabbim budur, dedi. O da batınca, Rabbim bana doğru yolu göstermezse elbette yoldan sapan topluluklardan olurum, dedi.

Güneşi doğarken görünce de, Rabbim budur, zira bu daha büyük, dedi. O da batınca, dedi ki: Ey kavmim! Ben sizin (Allah'a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Ben hanif olarak, yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah'a çevirdim ve ben müşriklerden değilim.” (Enam 76–79)

Görüldüğü gibi İbrahim Peygamber bu gösteride de ne kâfir olmuş ne de yine istihza yapmıştır. Onun amacı kendine bir Tanrı bulmak değildi elbette, böyle düşünmek elbette muhaldir. Bu küçük ama etkili mizanseni, tiyatro biletini almış, yerlerine kurulmuş onlarca müşrik insanın önünde oynadı o. Sergilediği bu monologla kendisini seyreden kâfir kitleye iyi bir ders vermiş oluyor, kâfir topluluğun düşünmesine nefis muhasebesi yapmasına katkı yapıyordu böylece.

Bir keresinde de puta ve gök cisimlerine tapıcı akrabaları onu zorla dini ayinlerine götürmek istemişlerdi. O da yıldızlara bir göz atıp “Ben hastayım” ”(Sâffât, 37/90) diyerek küfürden kurtulmak amaçlı rol yapmıştı hani. Böyle diyerek hem rol yapıyor ve küfürden sıyrılıyor hem de inanılmaz bir mecaz yapıyordu. Yıldızlara bakıp ben hastayım demesi sizin taptıklarınızdan rahatsızım manasına da gelmekteydi zira.

Allah bu ulul azam peygamberden Razı olsun. Tebliğde, terhib ve tergibde yeni bir yöntem, yeni bir usul icra eden bu peygamberin şefaatine bizleri nail etsin. Âmin. Ne diyelim? İbrahim Peygamberin (a.s) sahne performansına jüri üyesi olsaydınız kaç puan verirdiniz?

Anahtar Kelimeler: Peygamberler Tarihi, Hanif Dini Nedir, Hanifler Kimdir, Haniflik Nedir, Hz İbrahim Hayatı, Hz İbrahim Kimdir, İbrahim Hanif Dini, İbrahim Kıssaları, İbrahim Peyhamber, İbrahim ve Tebliğ

mustasim billah , 25/04/2008-14:48 Facebook'ta Paylas