İslam’ın doğuşundan önce Araplar kayda değer yazılı edebiyata sahip olamamışlardır. O zaman menkıbeler, şiirler ve yegâne tarih şekli olan şecereler nesilden nesile, ağızdan ağıza naklediliyordu (Padover, 1988, s.510).

 

İslam’ın doğuşundan sonra yapılan camiler, hem toplanma yeri, hem ibadet hem de eğitim binası olarak kullanılırdı. Camilerde hoca bir sütun önünde ya da bir köşede öğrencileri etrafına toplar ders verirdi. Bu şekilde yapılan eğitime “halka okulu” denirdi. Camilerdeki eğitim dini olmakla beraber, diğer konular da ele alınır, öğrenciler genellikle gençlerden teşekkül eder, fakat arzu eden herhangi bir kimse 108 halkaya katılarak ders dinleyebilirdi (Kuran, 1969, s.1). Camilerde hem halkın yararlanması için, hem buradaki görevli âlimlerin hem de öğrencilerin faydalanmaları için birer kitaplık da kurulurdu ve kitaplar bağış yolu ile temin edilirdi (Gündüz, 1975, s.99). Bu kütüphanelerin koleksiyonlarında Kur’an ve hadis sayfalarından başka bir eser yer almamış olmalıdır (İslam Ansiklopedisi c: 27 s. 11). İslam dünyasında gittikçe gelişen kitap sevgisi, ilme duyulan hayranlık camilerde yapılan eğitimin ve camilerde kurulan kütüphanelerin cami dışına taşmasına neden olmuştur. Ayrıca camilerde ders grupları ve bölümlerin artması, hem ders hem de ibadetin beraberce yürütülemez olmasına, eğitimde ve ibadette bir takım aksaklıkların oluşmasına neden olmuştur.

 

Ders programlarının genişlemesi, artan İslami ilimlerin belli bir düzen içinde öğretilmesi gerekince ibadet yerleri dışında, öğretim yapmak için camilerin yanında medrese denilen ayrı binalar yapılmaya başlandı (Bilge, 1974, s.3).

 

 

Medreseler ve Tıp Kütüphaneleri:

Medrese, içinde dini dersler okutulan yer; ders görülen, talebenin içinde yatıp kalktıkları bina anlamına gelir (Develioğlu, 1978, s.715). İslam’ın ilk devirlerinde öğretim camilerde yapılırdı. Medreselerin yapılmasından sonra öğretim medreselerde yapılmaya başlandı.

 

Ancak medrese öğretimi ana hatları itibariyle cami okullarında yapılan öğretimden farklı değildi. Her ikisinde de ders konuları hemen hemen aynıydı, kütüphane vardı ve öğrencilere yatıp kalkacakları bir yer sağlanırdı. Fakat medrese öğretimi cami öğretimine nazaran daha standart, daha sistemli ve daha koordine edilmiş bir öğretimdi. Medresede verilen değişik dersler bir müfredat programı içinde verilirdi (Kuran, 1969, s.1).

 

- İslam dünyasında medrese teşkilatının kuruluş ve gelişmesinde en büyük pay Büyük Selçuklu Türklerine aittir. Medreselerin geniş anlamda devlet eliyle kurulması, eğitimin parasız olması ve medrese teşkilatının en küçük ayrıntılara kadar tespiti Selçukluların eseridir. Selçuklular döneminde Nizamiye Medreseleri adıyla kurulan umumi medreselerin yanında, ihtisas eğitimi yapan medreseler de kuruldu. Bunlar hizmet ve amaçları bakımından üçe ayrılır:

 

- Dar-ül hadis medreseleri: Hadis-i şeriflerin tedris ve tetkikine tahsis edilen medreseler.

- Dar-ül kurra medreseleri: Kura’n-ı Kerim ile alakalı ilimlerin öğretildiği medreseler.

- Dar-üt tıb medreseleri: Tıp eğitimi ve hasta tedavisinin birlikte yapıldığı medreseler.

 

Büyük Selçuklular döneminde tıp, matematik ve astronomi eğitim ve öğretimi ilk olarak kurumlaşmış ve vezir Nizam-ül Mülk tarafından “medrese” adı ile okullar inşa ettirilip eğitim sistemleştirilmiştir (Şehsuvaroğlu, 1987, s.15). Böylece medreseler zamanla birer üniversite durumuna gelmiştir. Medreselerde görevli âlimlerin ve öğretim gören öğrencilerin faydalanmaları için, her medresenin yanına

bir kütüphane veya medrese binasının içindeki bir bölüme kitaplık yapılması gelenek haline gelmiştir.

 

İslam dünyasında medreseler ve kütüphaneler hayırsever kişiler tarafından yapılırdı. Bu anlayış İslam ülkelerinde vakıf sisteminin gelişmesine neden olmuştur. Böylece İslam’da vakıf sisteminde, eğitim-öğretim hizmetlerinin doğması ve yaygın hale gelmesi sağlanmıştır (Gündüz, 1975, s.110).

Medreselerde İslami ilimler yanında pozitif bilimlere de yer verilerek tıp, astronomi, matematik dersleri okutulurdu. İlk Nizamiye Medresesi Nişapur’da inşa edilmişti. Fakat Nizam-ül Mülk adına inşa edilen medreselerin en ünlüsü Bağdat’taki

Nizamiye Medresesidir (Cantay, 1992, s.3). Halife Sarayının yanında 1065 yılında yapımına başlanan ve 1067 yılında tamamlanan medresenin bir bölümünde Dar’ül Kütüb diye adlandırılan bir kütüphane vardı ve burada bir kütüphaneci görevli idi (İslam Ansiklopedisi, c.27, s.19).

İslam yazarları genellikle Selçuklu Sultanları Alp Arslan ve Melikşah’ın ünlü veziri Nizam-ül Mülk’ü medresenin kurucusu olarak kabul ederler. Fakat bugün, İslam dünyasında özel vakfiyelerle kurulup devlet tarafından yardım gören medreselerin Nizam-ül Mülk’ten önce mevcut olduğunu biliyoruz. Gazneli Sultan Mahmud zamanında Nişapur’da dört medrese vardı ve Mahmud, Gazne şehrinde

yüksek eğitim yapan bir okul kurmuştu. Mahmud’un oğlu ve halefi I. Mes’ud da pek çok medrese inşa ettirmiştir. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in de Nişapur’da 1046

tarihinde bir medrese yaptırdığı bilinmektedir (Kuran, 1969, s.5).

 

 

* Bu yazı Mehmet ATILGAN Bey'in "Başlangıçtan 19 yy.a kadar TIP kütüphaneleri" Adlı akademik çalışmasından alıntılanmışır.

 

 

 

Anahtar Kelimeler: İslam Araştırmaları

mustasim billah , 08/07/2008-09:01 Facebook'ta Paylas