Miladi takvimin 766 yılına tekabül ettiği günlerde Mezopotamya çanağında Bir şehir yükselmeye başladı. Bağdat. Abbasi Halifesi Ebu Cafer El Mansur'un emriyle yükselmeye başlayan bu şehir Dar'üs Selam adıyla tarih sahnesine çıkacak ve  Medinet'üs Selam adıyla meşhur olacak ama Bağdat olarak hatırlanacaktı hep. Selam ve Esenlik şehri. Barış yurdu...

Aslında Bağdat, sıfırdan kurulmuş değildi. Şehrin konumlandığı yerde bir Sasani köyü vardı. Halife el Mansur bu köyün üzerine bir şehir kurulmasını söyledi. İşte Bağdat ismi o köyden gelmektedir. Peki Bağdat ne demekti? Bu konuda çok çeşitli rivayetler olmakla birlikte en kuvvetlisi şöyledir:

Bağdat, Farsça bir kelime olup bağa (tanrı) ve dat(verdi) kelimelerinin bir araya gelmesiyle oluşan “Tanrı verdi” bir diğer ifadeyle “Allah’ın armağanı (hediyesi)” anlamına gelmektedir.

İşte böylesine zaif ve naif bir kent olarak yükselmişti Bağdat Şehri. Hem kent hem de insanları böyleydi.

Arap coğrafyacı Mukaddesi “Kendi Gözlerimle Gördüğüm Şeyler Hakkında” adlı eserinde Bağdat hakkındaki düşüncelerini şöyle özetliyordu: “Selamet şehri Bağdat’ta yaşayanlar kendine özgüdür; son derece zarif, doğuştan yetenekli ve dost canlısıdırlar. Alçak gönüllü ve bilgilidirler. Her türlü güzellik ve iyilik onlarda bulunur. Her türlü güzellik onlardan kaynaklanır. Her yürek burası için atar. Her savaş buradan yönetilir ama her barış için de burası insanlığa kucak açar.”

Fırat ve Dicle nehirleri arasındaki Şehrin kurulması:

758 yılında Halife Mansur, bu mekana kurulacak şehir için dünyanın dört bir tarafından mühendis ve yapı sanatçısını bir araya getirdi. 100 bin işçi bu şehri kurmak için çalıştı. İnşaatın yapımına müneccimler Maşallah ve Nevbaht ın işaretiyle Temmuz ayında, güneş Aslan burcundayken başlandı. Şehirin ana çerveesi 19 kilometre çapında bir daire olarak inşa ediliyordu. içteki dairevi şehir ise 2 km çapındaydı ve 6 metre yükseliğinde duvarlarla kaplanıyordu. Şehrin dairevi olması Sasani Mimarisine uygun olmasındandı.

bağdat şehir planı

Dairevi şehir Bağdat'a girebilmek için dört ana kapı yapıldı. Bunlara Küfe, Basra, Horasan ve Suriye Kapıları deniyordu. Her bir kapı çift kanatlı ve demirdendi. Bu kapıları açıp kapamak için epey bir insan gücüne ihtiyaç duyuluyordu. Yazı dizimizin ilerleyen kısmında irdeleyeceğimiz osmanlı nın bağdatı fethi sırasında genç osman adlı bir yiğidin bağdat kapısını tek başına açmış olmasına dair betimleme şu mısralarda geçer:

Bağdat’ın kapısın Genç Osman açtı,
Gören kâfirlerin tebdili şaştı.
Kelle koltuğunda üç gün savaştı,
Şehitlere serdar oldu Genç Osman.

Her Ne kadar 17. yy daki Bağdat'ın kapılarıyla 8yy.daki kapıları aynı değilse bile, kapıların zor açıldığına ve bu işe kafirlerin şaşırdığına işaret edilmesi, sanırız bağdat kapılarının gücünü göstermektedir.

Dairesel Şehir Bağdat'ın tam ortasına Halife'nin Sarayı yapıldı. 49 Metre yüksekte yeşil bir kubbeye sahip sarayda halife ve ailesi otururdu. Sarayın çevresinde yapılan evler yöneticiler içindi. Suriye Kapısına yakın evlerde ise askerler oturmaktaydı.

Bağdat yerli yerine oturduktan sonra, boş duramazdı. Onun bir görevi olmalıydı; İslam dünyasının bilim ve kültür şehri olma bayraktarlığı...

Hızlı ve insanüstü bir biçimde Bağdat artık ilimin ve kültürün merkezi olmaya başlamıştı...

Anahtar Kelimeler: Araştırma - İnceleme, bagdat hakkında bilgi, bagdat şehir haritası, bağdatın kuruluşu

mustasim billah , 19/10/2008-07:14 Facebook'ta Paylas