islamda kadınlarKadın tarih boyunca hemen hemen tüm kavimler tarafından köle veyahut onunla eşdeğer bir düzeyde görülmüş yada kötülüklerin anası olarak kabul edilip işkencelere maruz kalmıştır. Eski yunanda ilk kadın sembolü olan Pandora’nın tüm felaketlerin ve belaların kaynak kapısını açarak dünyayı kötülüğe boğduğuna inanılırdı. Ve buna uygun olarak insan üzerine bir yük kabul edilirdi.

Roma da ise doğan bebek babasının önüne konulur ve onun kucağına alması beklenirdi. Eğer baba iyi gününde değil ve çocuğu sahiplenmezse çocuk ölüme terk edilir ve orada bırakılırdı. Eski Hind de kadın (17. yüzyıla kadar) kocasının malı sayılır ve ölen kocasıyla beraber yakılırdı. Eski Mısır ve eski İran da erkek kardeşleriyle evlendirilirlerdi. Eski Çin de ise insan sayılmaz ve isim verilme gereği bile duyulmazdı, doğan kız çocuklarına 1,2 gibi numaralar verilirdi.

Yahudilerin inancına göre ise hz. Adem’i kışkırtıp yasak elmayı yiyerek cennetten çıkmasına neden olan kadındır. Sonrasında Allah’ın “sana hamilelik vereceğim, sancılanıp çocuk doğuracaksın.” diyerek cezalandırdığı bir günahkardır. Ve her yahudi sabah yaptığı duasında “İlahımız! Kainatın kralı beni kadın yaratmadığın için sana hamdolsun” diyerek bunun için şükreder.

Hristiyanlıkta da kadın çok farklı bir yer etmemiştir. Bütün kötülüklerin, günahların anası ve sadece erkeğe bağlı bir mahluk olarak yaratıldığına inanılır.

İslamiyette ise kadın çok daha farklı bir konumdadır. Bunu açıklamadan önce kuranın olaylara getirdiği çözüm şeklini bir kez daha hatırlamamız yerinde olacaktır. Bilindiği gibi kur’an metod olarak aşamalı bir yol seçmiştir. Bu en güzel ve en öğretici yoldur. Çünkü insanların asırlardır yapageldikleri şeyleri bir anda değiştirmek çok mümkün olamamakta ve anlamaları, kalplerinin ısınması için bir zaman gerekmektedir. Örneğin içkinin kaldırılmasında inen ilk ayette “sana içki ve şaraptan soruyorlar deki: o ikisinde büyük günah vardır. İnsanlara bazı faydaları varsa da, zararı faydasından büyüktür.”(bakara 90) Bu ayette içkinin zararının daha fazla olduğu vurgulanıp anlayabilen insanların terk etmesi sağlanmıştır. Daha sonra “Ey inananlar! Sarhoşken, ne söylediğinizi bilene kadar namaza yaklaşmayın.”(nisa 95) ayeti inmiş ve büyük bir kesimin bırakması sağlanmıştır. Günde 5 vakit namaz kılacak insanlar içki içme zamanları neredeyse yok edilmiştir. Daha sonra inen ayette “Ey inananlar! Şarap, kumar, dikili taşlar, şans okları, şeytan işi birer kötülüktür. Bunlardan kaçın ki kurtuluşa eresiniz.” Şeklinde bir uyarıyla içki içmek tamamen yasaklanmıştır. Kölelikte de bunun gibi aşamalı bir yol izlenmiştir.

Cahiliye devrinde doğan kız çocuklarından dolayı insanlar utanç duymakta ve daha da ileri giderek kız çocuklarını diri diri toprağa gömmektedirler. Tabiî ki böyle bir durumda söz hakkı, miras hakkı vb gibi hakları düşünmek bile komik olurdu. Kur’an bunlara aşamalı bir şekilde çözüm getirmiştir. (Bunu açıklamadan önce bir şeye değinmek istiyorum; bu yazıyı yazmama neden olan ve beni çok üzen, hala tartışma konusu olabilen kadınların miras hakkı veya şahitliği gibi konuların Müslüman kesimlerde bile yanlış algılanıp savunulabilmekte ve insanları dinden uzaklaştırmak için büyük birer şirk olmaktadır)  Öncelikle tekvir suresinde “diri diri gömülen kız çocuğuna hangi günahtan ötürü gömüldüğü sorulduğunda..” şeklinde çarpıcı bir açıklama ile yapılanın yanlış olduğu bu yüzden hesap verecekleri bildirilmiştir. İnsanların bu köklü sapkınlıktan uzaklaşmaları sağlanmıştır. Kur’an’ın “ey müminler, ey inananlar, ey insanlar” hitapları ile tüm bir insanlığa gönderildiği cins açısından ayrım yapılmadığı görülmektedir. “Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratan Rabbinizden korkun.”( Nisa 24) İslam da kadın ve erkeğe düşen görevler bakımından farklılık vardır. Bunun olması da bir adalet her iki cins içinde bir kolaylıktır. Allah katında iki cins de eşittir ve yükselme yalnız takvaları oranında olmaktadır. İslam da çok eşliliğe gelince zamanın şartlarına ve devrin anlayışına göre en ideal yol seçilmiştir. Abartılmaması için yine bir sayı belirlenerek aşırısı önlenmiştir. Erkeklerin sayısının çok azalması ve cahil halkın zinadan kaçınması göz önünde bulundurulurken zamanın kadınlarının hiçbir gelirinin olmaması ve fakirliğin çok fazla olmasına da dikkat edilmiştir. Ve ayette eklenmiştir.. “eğer aralarında adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız bir tane ile evlenin” ki günümüz dünyasında böyle bir adalet mümkün olmamaktadır. Bir diğer konu miras hakkıdır. Kadınların daha önceleri mirastan pay almaları gibi bir durumları söz konusu bile değilken erkekten daha az olmak kaydıyla pay almaya başlamışlardır. Bu az olmanın nedeni o zamanki kadınların tüm ihtiyaçlarını erkeklerin karşılaması, kadının kendi malını hiç kullanma gereği duymaması hatta eşinin borcu olduğunda bile bunu kadının ödemesinin söz konusu olmadığı bilinmektedir. Ayrıca kadınlara verilen mehirlerin çok yüklü miktarlarda paralar olduğu ve kadının boşanma durumunda bile bunu geri vermediği ve erkeğin boşandıktan sonrada bir zaman kadına bakmakla yükümlü olduğunu da göz önünde bulundurursak bu çok doğal ve adaletli bir yaklaşımdır.

Bir diğer konu ise kadınların şahitliğidir. Şahitlik konusunda iki erkek bulunamazsa bir erkek ve iki kadın şahit uygun görülmüştür. Bunun nedeni ise devrin kadınlarının ticaret ve benzeri konulardan çok uzak oldukları, bunlarla meşgul olmamaları bunun sonucunda da bilmedikleri bir şeyi unutma veyahut yanlış hatırlayabilme durumlarıdır. Takdir edilir ki insanlar bilmedikleri konularda geçen sözleri unutabilirler. Kadının şahitliği kabul edilmiş ancak yanlış olması ve unutması halinde destekleyicilik kazandıran bir mahiyet eklenmiştir. Buda adalet ve güven bakımından çok isabetli bir karar olmuştur. Başka bir konu ise İslam da kadın ve erkeğin yargı bakımından da eşit bir konuma getirilmesidir. Buna örnek olarak Nur suresindeki şu ayet verilebilir; “bir erkek iffetli bir kadına zina isnat ederde 4 şahit getiremezse seksen değnek vurun, ebediyen onun şahitliğini kabul etmeyin.”

Görüldüğü gibi İslam kadına gerek toplumda gerek maneviyat açısından bir eşitlik kazandırmıştır. Onu yüceltmiş ve bulunduğu aciz durumdan kurtarmıştır. Günümüzde bunu para kazanarak elde ettiğini sanan biçarelerden daha farklıdır islamdaki kadının yeri ve rölü. İslamda kadın ahlaklı ve yüksek şahsiyet sahibi toplumların birer anahtarıdır. Yetiştirdiği evlatlar ile buna en büyük ve en güzel katkıyı sağlayan varlıktır. Ailenin temelidir. Bir düzen, bir otoritedir.

 

Hüma Osmanoğlu

Anahtar Kelimeler: İslam Araştırmaları, Diğer Dinlerde Kadının Yeri, Hind Medeniyetinde Kadınlar, Hristiyanlıkta Kadınlar, İslam Medeniyetinde Kadının Rolü, İslamda Kadının Mirastan Payı, İslamda Kadının Şahitliği, İslamda Kadının Yeri, Roma Medeniyetinde Kadın, Yunan Medeniyetinde Kadın

huma , 17/01/2010-06:57 Facebook'ta Paylas