muhammedİk cihan güneşi Peygamber Efendimiz (s.a.v), kendisine risalet vazifesi gelip de tebliğ ve irşada başlayınca, Mekke toplumunun, medine yahudilerinin tepkisini çekmişti. Bu nedenle bir çok savaş yapmak zorunda kaldı. O (s.a.v) Allah'ın yol göstermesiyle çok iyi de komutandı. Girdiği savaşlarda değişik stratejiler uygularak Allah'ın izniyle galip gelirdi. Bu yazı efendimizin (s.a.v) kullandığı savaş stratejileri hakkında.

1.    Düşmanla mücadele edecek güce sahip olduklarını hissettirme

Hz. Peygamber’in bazı savaşları, özellikle Bedir Savaşı’ndan önce yapılan seriyyeler, Medine’de İslâm’a ve müntesiplerine düşmanlık duyguları besleyen müşrik ve Yahudilere, Müslümanlara saldırı için fırsat kollayan Mekkeli müşriklere, Müslümanların bir güç olduğunu gösterme, İslâm’ı tebliğ konusunda özgürlük alanı oluşturma ve saldırılara karşı varlıklarını korumayı hedeflemektedir. Sîfü’l-Bahr ve Rabığ seriyyeleri ile Ebvâ, Buvat, Hamrâu’l-Esed ve Küçük Bedir gazaları bu maksatla gerçekleştirilmiştir.2

2. Saldırının finansal kaynaklarını kesme

Hz. Peygamber’in bir kısım savaşları, Müslümanların Mekke’den hicret ederken geride bırakmak zorunda kaldığı ve müşriklerin ele geçirdikleri mallarla ticaret yaparak Hz. Peygamber ve Müslümanlara karşı savaşmak için ordu hazırlayan Mekke müşriklerinin ticaret yollarını kontrol altına almak ve onları ekonomik bakımdan zayıflatmak gayesiyle yapılmıştır. Mekke müşriklerinin yegâne geçim kaynakları ticaret idi. Şam tarafından sevk edilen kervanların silâhlı muhafızlarının Medine yakınından geçerken Müslümanlara zarar vermemeleri için takip edilmesi gerekiyordu. Bu itibarla Hz. Peygamber, söz konusu gaza ve seriyyeleri, müşrik kervanlarını takip maksadıyla sevk etmiştir.

3. Saldırılara karşı savunma yapma

Hz. Peygamber’in savaşlarının bütünü, gerekçeleri ve ana gayeleri açısından savunma nitelikli olmakla birlikte, savaş stratejisi bakımından savunma nitelikli savaşları sayıca azdır. Hz. Peygamber’in bazı savaşları, düşmanın Müslümanların varlığına ve toprak bütünlüğüne karşı giriştiği saldırılar neticesi meydana gelmiştir. Bu durumda Hz. Peygamber, saldırılara karşı meşru müdafaa hakkını kullanmıştır. Zîrâ Kur’ân’da saldırıya maruz kalınması hâlinde savunma yapmak için savaşa izin verilmekte ve savaşın meşru gerekçelerle yapılması gerektiği vurgulanmaktadır.7

4. Düşman hakkında bilgi toplama

Savaşlardan önce bilgi toplamak için keşif kolları ve casuslar gönderilmiştir. Keşif kolu, istihbarat ve diğer yollarla düşmanın genel durumu hakkında bilgi sahibi olmak, Müslümanların güvenliği bakımından hayatî önemi haizdi. Zîrâ Mekke fethine kadar düşmana karşı az bir kuvvetle mücadele etmek zorunda kalan Müslümanlar, düşmanın savaş gücü hakkında onların nasıl, nerede ve hangi şartlar altında savaşacaklarına dâir bilgiler elde etmek mecburiyetinde kalmıştır.12 Nahle, Birinci Zû’l-Kassa, Vâdi’l-Kura’, İkinci Cinab, Huneyn, Abdullah b. Revaha ve Hayber seriyyeleri, ansızın saldırma ihtimali olan düşman hakkında istihbarat elde etmek için tertiplenmiştir.

5. Anlaşmaların ihlal edilmesi ve ihaneti cezalandırma

Allah Resulü (aleyhi ekmelüttehâyâ) anlaşmalara her zaman azamî derecede riayet etmiştir. Bunun en çarpıcı örneği şu hâdisedir: Hudeybiye anlaşmasının bir maddesine göre, Mekke’de Müslüman olan bir kimse Medine’ye sığınmak isterse, talebi kabul edilmeyip kendisi Mekke’ye iade edilecekti. İmza işi biter bitmez Mekke delegesinin oğlu Ebu Cendel zincirlerini sürüyerek Hz. Peygamber’e gelmiş ve himaye talebinde bulunmuştur. Mekkeliler adına anlaşmayı imzalayan Süheyl b. Amr'ın, anlaşmanın yürürlüğe girdiğini ileri sürerek buna itiraz etmesi üzerine “Ey Müslümanlar! Beni dinimden döndürmeye çalışan bu Kureyşlilere geri mi vereceksiniz?” diye feryat eden Ebu Cendel’e Hz. Peygamber, “Ey Ebu Cendel sabret! Ecrini Allah’tan bekle. Allah sana ve senin durumunda olanlara bir kapı açacaktır. Biz Kureyş ile bir sözleşme imzaladık. Onlar bize, biz onlara Allah adına söz verdik, sözümüzden dönemeyiz.” cevabını vermiştir. Bu hazin hâdise, Hz. Peygamber’in anlaşma hükümlerine sonuna kadar bağlı olduğunu gösteren çok önemli bir örnektir.

6. Baskın ve talanı cezalandırma

Hz. Peygamber ve Müslümanlara ait yaylım hayvanlarının yağmalanması ve bu sırada Müslümanlardan bazılarının şehit edilmesi, bir kısım seriyyelerin sebebini oluşturmuştur. Müslümanlar sırf inançları sebebiyle saldırılara maruz kaldığından, bu saldırıları yapan kişi ve onları organize eden kabilelerle mücadele edilmesi gerekiyordu. Baskın ve talana maruz kalınması durumunda, kişinin malını ve canını korumak maksadıyla yapacağı savunma, meşru müdafaa olarak değerlendirilir. Meşru müdafaa sırasında verilen mal, can gibi zayiat, İslâm hukuku açısından herhangi bir cezayı gerektirmez. Harar, II. Zû’l-Kassa, Tarif, Fezare oğulları, Ükl ve Uraniler, Meyfaa seriyyeleri ile Kureyza oğulları, Safevân/Birinci Bedir, Sevik ve Dûmetü’l-Cendel gazaları, değişik sebepleriyle birlikte Hz. Peygamber (s.a.s.) ve Müslümanlara ait malların yağmalanması veya yağmalanma teşebbüsü sırasında Müslümanlardan bazı kişilerin şehit edilmesi gibi saldırı ve hâdiseler neticesi meydana gelmiştir.

7. Düşmanın taraftar bulmasını engelleme

Hz. Peygamber, hayatının bütün safhalarında, barış ve anlaşmaya açık bir tutum içerisinde olmuştur. Mekkelilerin vatanından kovduğu, hicrete mecbur edip Medine’de de rahat bırakmadığı bir durumda, Medine’de yaşayan farklı dinlerden kabilelerle bir anlaşma yapmıştır. Bu çerçevede Kureyş’in ticaret yolu üzerinde bulunan bazı kabilelerle, düşmandan önce anlaşma yapmak suretiyle bu kabilelerin düşman safında yer almasını önlemek ve barış zemini oluşturmak için anlaşmalar yapılmıştır. Ebvâ ve Zû’l-Uşeyre gazaları barış anlaşmasını fiilen hayata geçirmek için gerçekleştirilmiştir. Allah Resulü’nün bu çabası, sıcak savaş şartlarının henüz yaşanmadığı Medine döneminde, anlaşmazlıkları sulh ve barış ile neticelendirme gayreti olarak değerlendirilmelidir.

8. Saldırı haberinin alınması üzerine yapılan müdahaleler

Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) gaza ve seriyyelerinin önemli bir kısmı, özellikle şahsı ve Müslümanlara sırf inançları gereği, yapılması plânlanan bazen bir kabilenin bazen de kabileler topluluğunun saldırı haberinin alınması neticesi sevk edilmiştir. Saldırı plânının yapıldığı haberinin alınması sonucu herhangi bir müdahalede bulunmama, düşmanın saldırısı karşısında teslim olmak anlamına gelecektir. Düşmanın kesin olarak gerçekleştireceği harekât karşısında ilk darbeyi yememek için, Hz. Peygamber harekete geçmiştir. Düşmanın fiilen saldırısı meşru bir savaş sebebi olmakla beraber, istihbaratla bir saldırı hazırlığının kesin olarak alınması da meşru bir mukabele sebebi olmaktadır. Birinci Zû’l-Kassa, Karkaratü’l-Küdr, Bahran, Dûmetü’l-Cendel, Müreysi, Vâdi’l-Kura’, Türebe, Necid/Hevazinler, Meyfaa, Cinab, Zatü’s-Selasil, Bekir oğulları, Abdullah b. Revaha, Hayber, Gâbe, Kutbe b. Amir seriyyeleri ile Gatafan, Katan, Zâtu’r-Rika’, Huneyn, Taif, Hayber, Fedek gazaları ve Tebük seferi, düşmanın saldırı yapacağı bilgisinin alınması üzerine sevk edilmiştir. Sayıca fazlalığı dikkate alındığında, gaza ve seriyyelerin çoğunun saldırı haberinin alınması neticesi meydana geldiği görülecektir.

9. Elçilere kötü muamele yapılmasını ve onların öldürülmesini cezalandırma

Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem), Hudeybiye Anlaşması’ndan sonra bölge ülkelerin hükümdarlarına, İslâm’a davet maksadıyla elçiler göndermiştir. Bu hükümdarlardan bazıları tebliğ çağrısına olumlu cevap vermiş, bazıları da sadece olumsuz cevap vermekle kalmamış, elçilere ve gıyaben Hz. Peygamber (s.a.s.) ve Müslümanlara nezaket sınırlarını zorlayan hattâ hakarete varan davranışlarda bulunmuştur. Tebliğ vazifesini îfâ için yakın ve uzak kabile ve devlet başkanlarına gönderilen bu elçiler, bazen İslâm’a davet edilen devlet veya kabile başkanı tarafından hakarete maruz kalmış, bazen öldürülmüş, bazen de farklı kişiler tarafından saldırıya uğrayıp yağmalanmıştır. Oysa tarih boyunca ve günümüzde elçiler, uluslararası hukukta can güvenliğine sahiptir. Can güvenlikleri garanti altına alınan elçilerin tahkir edilmesi, yağmalanması hattâ öldürülmesi, suçu irtikâp eden kişi ve kurumlar açısından suç teşkil etmektedir. Hımsa, Kurayt oğulları ve Kuratalar seriyyeleri ile Mû’te seferi, bu sebeple gerçekleştirilmiştir.

10. Düşmanın savaş ilânına cevap verme

Düşmanın savaş ilân etmesi Hz. Peygamber’in gaza gerekçeleri arasında yer almaktadır. Savaş ilân eden bir topluluğa mukabelede bulunmamak, düşmanı cesaretlendirip onun daha güçlü ve cesaretli saldırısına sebep olacağından, savaş ilânına karşılık verilmesi gerekir. Bu anlamda savaş ilânına karşılık vermek meşru bir müdafaadır. Çünkü düşman savaş ilân etmekle savaşma kararlılığı göstermiş olmaktadır. Bu kararlılık karşısında saldırı tehlikesiyle karşı karşıya olan Hz. Peygamber, savaş ilânına karşılık vermiştir. Bunun tek örneği Küçük Bedir gazasıdır.

---

Yazı, Yeniumit dergisinden kısaltılarak ve başlığı değiştirilerek iktibas edilmiştir. Yazının orjinalini ve kaynaklarını görmek için tıklayınız

Anahtar Kelimeler: İslam Araştırmaları, Asker olarak Peygamber Efendimiz, Asr Saadet Savaş, Efendimizin Yaptığı Savaşlar, Hz Muhammedin Savaşları, Komutan Olarak Hz Muhammed, Peygamber Efendimizin Savaşları, Peygamberin Gazveleri, Peygamberin Savaşları, Savaşlarda Peygamberimiz, Top 10 Listesi

mutevaggil , 02/12/2009-16:00 Facebook'ta Paylas