Hani vardır ya, sizin için seçtiklerimiz muhabbeti. Kitapçılarda, müzik marketlerde, ya da başka bir yerde ya da başka bir branşta. “Best Of” da derler çoğu kez. İşte giderayak ben de kendi yazdığım yazılardan on âdetini sizin için seçeyim dedim.

Şuana kadar Ruzname’de gerek “mustasim billâh” gerek “mutevaggil” adı altında yüz civarında yazı yazmışım. Bunlardan yirmi tanesini, alıntı, duyuru, tebrik vs… gibi nedenlerden çıkarırsak sayı 80 oluyor. Bence bir sene için iyi bir meblağ. Okumanın bile zor zanaat olduğu şu dönemde yazı yazmanın ne kadar meşakatli olduğunu tahmin edersiniz. Üstelik yazılarımın çoğu (sinema eleştirilerim ve hikâyelerimi saymazsak) araştırmalarla destekli. Hal böyle olunca bütün yazılarımı kendi çocuğummuş gibi sevmem normal olsa gerek. Evet, onlar benim çocuğum. Yani 100 küsür çocuğum var benim ruznamede. Bu yazıda sizler için on tanesini seçeceğim.

Bütün bu girişi neden yaptım. Bu yazıları seçerken yaşadığım zorluğu anlayın diye. Yoksa aklıma bu fikir ilk geldiğinde ve yazılarımı seçmeye başladığımda yukarıdaki cümlelerim hiç hesapta yoktu. Neyse ne, sözü uzatmayalım.

İşte ruznamede yayınlamış olduğum kendi yazılarımdan benim için farklı anlamlar taşıyan yazılar:

Tefsirin Tarihi Gelişimi adlı yazım, ruznamede yazdığım ilk ciddi araştırma yazım sayılır. Bu yazıda tefsir ilminin doğuşunu anlatmıştım. Bakıyorum da o yazının sonuna devam edecek diye yazmışım. Ama “inşallah” demeyi unuttuğumuz için olacak, bir türlü devam edememişim öyle kalmış.

Geçtiğimiz Ramazan Ayına girmezden evvel, Oruç Mu İnsanı Tutar İnsan mı  Ourucu diye sormuşum ve soruya kendimce cevap aramışım. Sanırım bu başlığı Senai Demirci’nin bir kitabından (ç)almıştım. İşin garibi o kitabı hala okumuş değilim. Bu yazı, ruznamede salt bilgiden başka düşüncelerimi de harekete geçirdiğim ilk yazılardandır. O yüzden burada yeri var.

İlk ve tek şiir paylaşımımı da burada anmadan geçmeyelim. Bir yazımda Hillet Sultanı ile şairliğimi (!) konuşturmuşum. Bunun Fethullah Gülen Hocaefendi'nin Medine’nin Gülü adlı şiirin kötü bir taklidi olduğunu daha sonra başka bir yazımda itiraf etmiştim. Ne yapalım herkes şair doğmuyor.

Son Durak, yazdığım en başarılı kısa hikâye olarak unutulmazlarım arasında hatırlanmayı hak ediyor bence. Başarılı olmasını altına yazılan yorumlardan çıkarıyorum. Üstelik kime okuttuysam olumsuz dönen olmadı, takdir gördü. Bu hikâyeyi kitabımın basılma ihtimaline karşı silmiştim. Sonra kitabım falan basılmadı tabi. Ben de yeniden ekledim az önce. Ama yine kitap basma olayı doğarsa yine silerim.

On Soruda İkinci Abdulhamid Han adlı yazım, format farklılığı nedeniyle önemliydi. Yazıyı her zamanki gibi düz bir biçimde değil de soru cevap şeklinde yazmayı akıl edebildiğimde yeni bir şey icat etmiş gibi bir heyecan duyduğumu hatırlıyorum. O gazla, Yazıyı da hafif esprili bir dille yazmışım hani. Fena da olmamış bence.

Bir keresinde de Tasavvuf Nereden Geldi Gereye Gidiyor diye sormuşum. Bu yazı, gerçek manada araştırmanın dibine vurduğum ilkyazıdır kanaatime göre. Bildiklerimle bulduklarımı aynı potada erittiğim, kendi çıkarımlarımda da bulunduğum güzel, okunmaya değer bir yazı olmuştu.

Doksanlı Yıllarda Çocuktum Ben, çok duygusal bir yazı olarak hatırlanacak tarafımdan. Yazarken de eski günleri hatırlayıp duygulanmıştım. Bu yazıyı bir değişiklik yaparak önce çok sevdiğim ve eskiden beri takip ettiğim, dahası adminliğini yaptığım, hatta abartı olmasın fahri doktoralı olduğum bir website olan konusur forum’da yayınlamış olsam da burada anmadan geçemeyeceğim.

Teknoloji Allaha Hakiki İmanla Mümkündür, artık yazacak bir şey bulamadığım, ne yazsam acaba diye kıvrandığım bir dönemde aklıma gelen “ropörtaj yapmak” çözümünün ilk meyvesiydi. Medineweb adlı sitenin kurucusu Muhsin Bey’le MSN üzerinden yaptığım roportajım da unutulmazlarım arasındandır. Aslında bu işi sevmiştim ve devam ettirmeyi planlıyordum ama bir türlü devamı gelmedi. İleride inşallah.

Dünyadaki En Güzel 10 İslami Yapı, liste formatında yazdığım ilk çalışmaydı. Sonradan bu formatı tutacak ve aynı formatla dokuz-on yazı daha yazacaktım. Hatta bu formatı devam ettirmeyi de halen istiyorum. Bu fikri aldığım yabancı bir site olan listverse.com’a buradan şükranlarımı sunarım. Bu yazıyı İngilizceye çevirerek, teşekkür mahiyetinde (çünkü adamların formatını ç/almıştım) adamlara yolladım ama henüz yayınlamadılar. Her gün bakıyorum ama yok. Belki de çevirimi beğenmediler.

Son olarak, Kandil Gecelerinin Kutlanmasına Dair yazısını da unutulmazlarım arasına koyabilirim. Zira bu yazı, yabancı bir kaynaktan çevirip yayınladığım ilk çalışmaydı. İngilizceden çevirmiştim. Daha sonra başka yazı çevirmek nasip olmadı ama çeviri yazı işine de ileride devam etmek istiyorum.

İşte böyle. Hemen belirteyim işbu yazım da otomatikman unutulmazlarım arasına girmiş oldu. Şunu da söyleyeyim: Bu yazıyı hazırlarken Hollywood filmlerinin kamera arkasındaymış gibi hissettim kendimi. Hani aktör ya da aktiris sandalyeye oturur da falanca sahnede nasıl zorlandığını, filanca sahnenin ne kadar keyifli çekildiğini vs… anlatır. İşte o garip ama gurur verici duygu bende de oluştu.

Böylelikle bu benim ruzname'de son yazım oldu. Kısa bir teşekkür ve veda yazısı da yazarım belki.

Anahtar Kelimeler: Sohbet - Roportaj

mutevaggil , 07/04/2009-17:12 Facebook'ta Paylas