Katâde bin Diâme, hicri 60/680 yılında Şeyban oğullarından Sedûs kabilesine mensup olarak Arap bir baba ve cariye bir anneden âmâ olarak dünyaya gelmiştir. Katâde b. Diâme her ne kadar âmâ olmuş olsa bile tamamen kör olmadığı kendini Basra sokaklarında gezdirecek kadar ve eli kalem tutacak kadar gördüğü kaynaklardaki ifadelerden anlaşılmaktadır. Doğum yeri kaynaklarda çok net belli olmamakla birlikte ömrünü Basra’da geçirdiğinden dolayı kendisine Basralı denmiştir. Kaynakların ifadesine göre tefsir, hadîs, fıkıh, Arap dili ve şiiri, nesep ilmi gibi birçok alanlarda söz sahibi olup eserler vermiştir.

Aynı zamanda yaşayış olarak bildikleriyle âmil olan, sürekli vaaz ve nasihatleriyle insanları irşat etmeye çalışan, ömrünün sonuna kadar İslâmî ilimlerin tedrisi hususunda öz verili bir şekilde hayatını geçiren tâbiûn dönemi fakihlerinin Basra’da yetişmiş en ileri gelenlerinden birisidir.

Katâde, özellikle tefsir sahasında uzmanlaşmış olmakla birlikte Arap dili, cahiliye dönemi şiiri, neseb yani soy ilmi ile ilgili olarak elde ettiği bilgiden dolayı dönemin önde gelen âlimleri arasında zikredilmiştir. Kendisine sorulan sorulara cevap verirken mümkün mertebe kendi fikrini ve görüşünü ortaya koymaktan çekinir ve bu hususta da azami hassasiyet gösterirdi. Bir gün Ebû Hilal, Katade’den bir mesele sorduğunda bilmiyorum cevabını alınca karşılık olarak kendisine “madem bilmiyorsun re’yine göre söyle” dediğinde Katâde’nin bunun üzerine “Kırk seneden -başka bir rivayette de yirmi- beri re’yimle herhangi bir şey söylemedim.” dediğini ifade etmektedir.

Hadîs alanında özellikle sahabeden üstadlarının olması ve bunların arasında uzun süre Hz. Peygamber’in (sallallahü aleyhi ve sellem) yanında kalan Hz. Enes’den hadîs rivayetinde bulunması onu adeta hadîs otoritelerinden biri yapmıştır. Rivayet ettiği hadîsler İbn Ebî Şeybe’nin Musannefi’nde, Kütübi Sitte’de ve başka kaynaklarda çokça yer almaktadır.

Katâde’den zamanın geleneğine bağlı olarak aynı zamanda birçok tâbiûn âlimi hadîs rivayetinde bulunmuştur. Bunlar arasında Süleyman Temîmî, Hamîdü’t-Tavîl, Eyyüp Sahtiyanî, Mataru'l-Verak, Mansur b. Zazan gibi zevat sayılabilir.

Tefsir konusunda da önemli bir yere sahip olan Katâde, dört büyük mezhep sahibi imamlardan biri olan Ahmed bin Hanbel tarafından övgüyle anılmıştır. Kıraat ilmini Hasanü’l-Basri ve İbn Sîrîn gibi âlimlerden alan Katâde4, muasırı olan âlimlerin ifadesiyle “Kur’ân’ın bütün lafızları hakkında görüş beyan etmiştir. Özellikle ilk yazılan tefsir kaynaklarında Katâde’den birçok nakiller mevcuttur. Taberî, tefsirinde büyük ölçüde Katâde’nin rivayetlerinden istifade etmiştir. Diğer tâbiûn müfessirleri gibi Kur’ân’ı tefsir ederken; evvela Kur’ân âyetlerini hadîsleri, sahabe ve tabiînin görüşlerini ifade ederek yeri geldikçe Kur’ân’daki bazı ifadeleri Arap dili ve şiirinden de istifade ederek izah ettiğine şahit olmaktayız.

Birçok ilim dalında söz sahibi olan Katâde, tabakat ve hukuk tarihi literatürlerinde daha çok fakihliğiyle öne çıkmaktadır. Özellikle İbn Hazm Katâde’nin fakihliğini vurgulamak maksadıyla ondan bahsederken onun Kur’ân ve hadîs alanındaki ilminden sarf-ı nazar edip sadece ve özellikle fıkıh ilmindeki yerinden söz ederek Basra’nın fakihi olarak nitelemektedir.5 İmam Katâde, fıkhı anlamadaki derinliğini özellikle Kur’ân âyetlerini yorumlama ve onlardan mânâ çıkarmada göstermiştir.

Hayatının gayesi ve vazgeçilmez önemli görevlerinden olan irşad ve vaazlarında Katâde özellikle insanların söyledikleriyle yaptıklarının birbirine uyması gerektiği konusunda azami hassas olmalarını sıkça ifade ederdi. Bu hususta insanların söylediklerinin kabul edilmesi noktasında amele çok önem vererek bu konuda “Amelsiz söz kabul edilmez, kim de amelini güzel yaparsa, Allah onun amelini kabul eder.” demektedir.

Katâde kendi zamanında ilim öğrenip yazmaya teşvik ederek, bu görüşüne Kur’ân’dan Tâhâ Sûresi 52. âyeti delil göstererek muhataplarına izah ederdi.7 İmam Katâde Hz. Peygamber’in (sallallahü aleyhi ve sellem) fakihlerini sayarken, onların altı olduklarını ifade ederek, bu isimleri Hz. Ömer, Hz. Ali, Übey bin Ka’b, İbn Mesûd, Ebû Mûsâ, Zeyd bin Sabit şeklinde sıralamıştır.

Katâde’nin yaşadığı dönemde meydana gelen bazı siyasî olaylara bağlı olarak Kur’ân ve Sünnet çizgisine muhalif Kaderiye, Mürcie, Mutezile gibi bazı düşünce cereyanları ortaya çıkmıştır. Kendisinin kısmen bu düşüncelerin tesirinde kaldığı ve daha sonra bunlardan rücû ettiği kaynaklarda ifade edilmektedir. Bütün bunların yanında kendisi bu dönemde bile “abdü’l-ilim” olarak tanınmaktaydı.

Talebesi Ma’mer b. Râşid, onun ilmî seviyesinden bahsederken “Zührî, Hammad ve Katâde’den daha fakihini görmedim.” demiştir.

Tâbiûnun ileri gelen fakihlerinden ve aynı zamanda Katâde’ye hocalık yapmış Saîd İbn Müseyyeb ve Süfyan-ı Sevrî gibi zevat, onun dünyada eşinin olmadığını ifade ederek, bu zâtın çok az rastlanabilecek bir âlim olduğunu ifade etmiştir.11 Hacevî de eserinde Katâde’nin asrının fetva ehlinden olduğunu belirtmiştir.

İmam Katâde âmâ olması sebebiyle ilmini üstadlarını dinleyerek elde etmiştir. Katâde kaynakların ifadesiyle fevkalâde bir hafızaya sahip olması dolayısıyla küçük yaşta hıfzını tamamlamış ve Kur’ân’ı çok sık hatmetmiştir. Sellam b. Ebî Mutıî’nin rivayetine göre o, Kur’ân’ı normal zamanlarda haftada bir, Ramazan’da her üç günde bir, Ramazan’ın son on gününde ise her gece hatmederdi.

İlme büyük değer ve emek veren, takva sahibi bir şahsiyet olarak tanınan Katâde, ömrünün sonuna kadar talebe yetiştirmeye devam etmiştir. O sıralarda çıkan bir veba salgını sırasında 117 veya 118/735 yılında 57 yaşında Irak bölgesinde Vasıt’da vefat etmiştir.

* yazının aşağıdaki kaynaktan alınmıştır, tamamını okumak için aşağıdaki linke tıklayınız: yeni umit dergisi

Anahtar Kelimeler: Araştırma - İnceleme, İslam Araştırmaları, Tarih, Büyük Tabiun, Katade bin Diame Kimdir, Katade kimdir, Tabiun Alimleri, Tabiun Kimdir, Tabiun Nedir, Tabiun Uleması, Tabiun Ünlü Kişiler, Tabiundan büyük Şahsiyetler

mutevaggil , 23/10/2011-14:49 Facebook'ta Paylas