tarihi romanlarBu listemde, şimdiye kadar okuduğum romanlardan olay örgüsü günümüzden birkaç yüzyıl daha eski bir tarihte geçenlerden başarılı bulduğum beş adet romanı kısaca tanıtacağım sizlere. Bu liste bir tarih kitabı listesi değildir. Sadece “Birkaç yüzyıl öncesinin zaman ve mekânını seçmiş” romanlardan oluşur.

“Bu listede falanca roman nasıl yer almaz,” diyecek arkadaşları şimdiden uyarayım. Bütün tarihi romanları okumadığım için okuduklarım arasından beğendiğim beş romanı seçtim. Şu uyarımı yeniden yapayım, bu eserler tarih kitabı değildir, bu kitaplardan resmi tarihi öğrenemezsiniz, İstanbul’un Fethi, Rönesans, Tanzimat Fermanı vb… tarihi olayları anlatmıyorlar. Tarihte bir zamanda geçen tamamen kurgusal olayları anlatıyorlar.

Fakat yine de bu eserler anlattığı devrin havasını okuyucuya kazandırmak için o vakitlerde olmuş gerçek olayların da kıyısından köşesinden tutuyor olabilirler. Ama bu, bu kitapların tarih kitapları olmadığı gerçeğini değiştirmez.

Dikkat! Yazılar, çok az da olsa eserin konusu hakkında bilgi verebilir.

1. Benim Adım Kırmızı

Orhan Pamuk’un 1998 yılında yayınlanan romanı 16. yüzyılın sonunda, İstanbul’un karlı bir kışının on bir gününde geçiyor. Tür olarak “polisiye” diye geçse de bence bu roman bir “bunukimyaptı”  (whodunnit) gibi dar bir kalıba sokulamayacak enginlikte bir eser.

“Ben bir ölüyüm, bir kuyunun dibinde yatan,” diye başlayarak sıra dışı bir anlatım tekniği ile ilerleyen romanda anlatıcı herkestir. Hikâyeyi herkes kendi görüş zaviyesinden anlatır. Bu haliyle roman, bir yandan “oradaydım,” tadında bir belgesellik ile gelişimini sürdürürken diğer yandan hikâyenin anlatıcıları zaman zaman okuyucuyla da interaktif ilişkilere girerek okuyucunun fikrini sorar. Romanda konuşanlar yalnız insanlar değildir; bir ağaç, bir para, bir at hatta bir renk bile kendini anlatır kitap boyunca.

Eserin konsepti açık ve yoğun bir şekilde minyatür sanatıdır ve roman, minyatür ustaları olan nakkaşların, nakkaşhanede birbirleriyle olan ilişkilerini ele alır. Okuyucu, bir yandan nakkaşlar arasındaki rekabet temalı bu bağları ve yetişmesi gereken bir siparişin durumunu okurken, bir yandan da çoğu Farisi temelli mistik, mitolojik hikâyeleri yine nakkaşların ağızlarından dinlerler.

Kitap yoğun bir anlatım dili kullanır ve ağır ilerler. Buna rağmen bence bu roman, değil yerli tarih romanları içinde tüm yerli romanları içinde rahatlıkla ilk beşe girecek donanımda bir eserdir.

 

2. Suskunlar

Mizah, felsefe, hiciv, gönderme, dokundurma, sembolize etme vb... Ne ararsanız içinde rahatça bulabileceğiniz bir romandır Suskunlar. Bu kadar az sayfaya bunların hepsi nasıl sığar? Hayret verici bir şekilde İhsan Oktay Anar, kitaba anlatmak istediği her şeyi koyabilmiş sanki. Suskunlar, “küçücük fıçıcık, içi dolu turşucuk,” gibidir benim için (cümlemdeki aliterasyona dikkat. Hehe).

Kitap on yedinci yüzyıl İstanbul’unda vuku bulan tamamen kurgusal olayları konu alır. Benim adım Kırmızı’dan farkı, olay örgüsünde mistikle beraber fantastik öğelere de yer vermesi ve daha eğlenceli bir şekilde ilerlemesi olarak söylenebilir.

Eser, bir musiki ve tasavvuf dairesi etrafında dönüyor. Suskunlar hakkında daha önce bir yazı yazmıştım. Burada daha fazla yazmayarak sizi ona yönlendirmek istiyorum. Yazıyı şuradan okuyabilirsiniz.

 

3. Amat

Eski İstanbul’un (Konstantiniyye) başarılı tasvircisi, masalcı filozof amca İhsan Oktay Anar’ın Suskunlar’dan bir önceki romanıdır bu. Sembolizmin tavan yaptığı bir eser olarak gözümüze çarpan Amat, görünürde İstanbul’dan yola çıkan bir kalyonda yaşanan olayları konu edinmektedir.

Yoğun sembolik anlatımıyla takdire değer bir çalışma olan Amat, her ne kadar birçok okuyucunun aşinası olmadığı denizcilik terimleriyle, -üstelik bunların da Osmanlıcalarıyla- yoğrulmuş olsa da eserin okunabilirliğini bence kat’i suretle zorlaştırmıyor.

Tabi ki, bunu az çok mürekkep yalamış on yedi- on sekiz yaş üstü okuyucu için söylüyorum. Bir ilköğretim öğrencisi, ya da şimdiye kadar okuduğu kitap sayısı üçü beşi geçmemiş bir Lise öğrencisi için iyi bir ilk seçim olmaz bu eser.

Sembolik öğelere kafa yormadan okunsa bile, iyi bir okuma olan Amat’ta Kuran-ı Kerim’den ayetlerinden referanslar da yer alıyor.

 

4. Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk

Divan edebiyatı Profesörü İskender Pala Beyefendi’nin ilk romanı Babil’de Ölüm İstanbul’da aşk, okumaya değer bir başka tarihi kurgu romanıdır kanaatimce.

Yazarın, kalemine takla attıran muhteşem uslubunu bu ilk roman eserinde görmekteyiz. Eser kurgu bakımından diğer romanlara göre biraz daha zayıf olsa da (zira bana biraz menkıbe tadında gelmişti), anlatım tekniği ve dilsel yoğunluğu ile listemde yerini alıyor.

İlginç bir şekilde roman, Leyla ile Mecnun hikâyesinin Fuzuli’nin versiyonunun yazıldığı bir el yazmasının kendi dilinden anlatılıyor. Romanın 2003 yılında yazıldığını ve Benim adım kırmızı’nın 1998 yılında piyasa çıktığı düşünülürse, İskender Pala’nın romanı kurgularken Orhan Pamuk’un eserinden esinlendiğini söylenebilir. Açıkçası ben bu romanı okurken o esinlenmeyi hissettim, yanılıyor da olabilirim.

Romanda, el yazmasının Bağdat’ta başlayan ve İstanbul’da süregelen hikâyesi süresince, Osmanlı Divanı edebiyatçıları ve onların eserlerinden kesitler sunuluyor. Romanı zenginleştirme çabalarının bir ürünü olarak gizli bir yer altı örgütünün varlığı da olay örgüsüne romanın ilerleyen sayfalarında ekleniyor.

Kısacası Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk adlı romanın, divan edebiyatı ve/veya aşk romanı severlerin okumasına değecek bir kitap olduğunu düşünüyorum.

 

5. Gülün Adı

İtalyan Yazar, ortaçağ tarihi uzmanı ve göstergebilimci, Bologna Üniversitesinde bir akademisyen olan Umberto Eco’nun Gülün Adı romanı da okunmaya değecek romanların başında geliyor. Roman, ilk defa 1980 yılında yayınlanmış Türkçeye 1989'da Şadan Karadeniz tarafından çevrilmiştir.

Yabancı bir eser (Orijinali İtalyanca) olduğu ve Türkçe Çevirisini okuduğum için dilsel yoğunluktan, anlatım tekniğinden bahsedemeyeceğim, zira çeviride bunların kaybolduğuna inanıyorum ben.

Roman, bir manastırda sırayla işlenen cinayetleri konu alırken bir yandan da ortaçağda kilise ve devlet arasındaki siyasi çekişmeleri, iktidar mücadelesini işlemektedir. Olaylarlar bize, Manastırdakilerden biri olan Melkli Adso adlı bir genç rahip adayı tarafından aktarılır.

Yazarımız, Ortaçağ Avrupa’sının o karanlık havasını adeta o zamana geri gidip gördüklerini bir yere not etmişçesine çok canlı ve verimli bir bizlere aktarır. Zaten roman bu yönüyle bir Avrupa Ortaçağ Tarihi kitabı gibidir. Eserin ilk yarısı epey ağır ilerler, sayfalarca uzunlukta betimleme ve tasvirlerle olaylar sık sık bölünür. Bu yönleriyle tarih sevmeyenlere ve salt aksiyon arayanlara biraz sıkıcı gelebilir.

Anahtar Kelimeler: Kitap, Amat Değerlendirme, Babilde Ölüm İstanbulda Aşk Değerlendirme, Benim Adım Kırmızı Değerlendirme, Gülün Adı Değerlendirme, İhsan Oktay Anar, İskender Pala, Orhan Pamuk, Suskunlar Değelendirme, Tarihi Romanlar, Umberto Eco

mustasim billah , 08/03/2010-17:52 Facebook'ta Paylas