Tefsir, lügatte Kapalı bir şeyi açmak manasında olup ıslahatta Kuran’ın ayetlerinin vermek istediği mesaj veya manaları tek tek ya da anlamlı bütünler halinde açıklamaya çalışmak işidir.

Açıklamaya çalışmak diyoruz, çünkü hiç bir müfessir Kuran’ın manasına tam olarak anladım iddiasında değildir. En mükemmel müfessir, Kuran’ın sahibi Allah’tır. Allah’tan başkası Kur’anı hakkıyla tefsir edemez. Bir hadisi şerifte belirtildiği üzere: Allah’ın kıyamet gününde bütün müfessirlere Kuran’ı tefsir etmelerini emredecek, sonrada bizzat kendisi Kuran’ı tefsir edecektir. [1]

Çağlar Boyu çok büyük müfessirler değerli tefsir çalışmaları meydana getirmişlerdir. O zaman akla şöyle bir soru gelebilir: Madem Tefsir, Kuran’ın geniş çaplı bir açıklamasıdır, o zaman neden tek bir tefsir bize yetmez? Çok geniş ve ünlü bir tefsiri alıp sadece Kuran’ın inceliklerini ondan öğrenmek olmaz mı? İlk başta doğru gibi gelebilen bu yargı yanlıştır. Çünkü Çağlar değiştikçe tefsirlerde değişmektedir. Her bir müfessir ilk etapta çağının ihtiyaçlarını karşılaması amacıyla bu işe girişir. Zaten Mehmet Akif Ersoy, Tefsiri; islamı asrın idrakine söyletmek olduğunu şu dizelerinde dile getirir:

İbn-i Sina neye yok? Nerde Gazâli görelim?
Hani Seyyid gibi; Râzi gibi üç beş alim?
En büyük fazılınız; bunların âsârından
Belki on şerhe,bakıp bir kuru mânâ çıkaran
Yedi yüz yıllık eserlerle bu dinin hala
İhtiyacını kabil mi telafi? Asla!
Doğrudan doğruya Kuran’dan alıp ilhamı
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı. [3]

İşte bu yüzden belirli bir çağda yazılmış bir tek tefsir bizlere yetmeyecektir. Bundan ilk etapta, mana olarak teknolojinin gelişmesiyle Kuran’da açığa çıkan ve herkesi hayretler içine düşüren bilimsel gerçekleri kastetmiyoruz. Olabilir, Kuran'da bundan 1400 sene önce belirtilen bir durumun yeni yeni meydana çıkması insanların kuran'ın büyüklüğüne bir kez daha şahit olmasına ve imanların artmasına neden olabilir. Fakat bu işe fazla bel bağlamamak lazımdır.

Bu bağlamda Seyyid Kutub, bilimsel gerçeklerin Kuran’da aranmasını beyhude görür, bunları yapanları da ahmak olarak nitelendirir. Gerekçesi ise şöyledir: Bilim, bugün ispat ettiği şeyi, yarın bozabiliyor, bugün ak dediğine yarın kara diyebiliyor. [4] Biraz düşündüğümüz de Seyyid Kutub’a gerçekten de hak vermemek mümkün değil. En azından böyle bir örnekte yakın zamanda karşılaştık: Geçen günlerde tereyağın kalbe faydası olduğunu bilim adamları açıkladı, hâlbuki bilim daha önce tereyağını kalbin bir numaralı düşmanı olarak addediyordu. Bilim adamlarının Yarın kalkıp, tereyağının yeniden kalbe zararlı olduğunu söylemeyeceklerini kim garanti edebilir?

Zaten Kuran'ın başlı başlına bir mucize olduğunu unutup bu tür sırlarla avunmak bir müslümana yakışmaz da.

Tarihteki ilk kuran tefsiri, şüphesiz Allah Resulü’nün (s.a.v) ashabına yaptığı açıklamalardır. Dolayısıyla ilk beşeri müfessir de Allah Resulü olmaktadır. o bu özelliğini Şöyle dile getirmişti. Bana kitapla beraber benzeri (olan Sünnet) de verildi.” [5]

Efendimiz öldükten sonra da tefsir işi ilk başta fazla gelişemedi. Şu var ki; zaten Kuran sahabeye kendi dilleriyle indiğinden geniş çaplı bir tefsire ilk başta ihtiyaç duyulmadı. Üstelik Kuran’ın indiği ortam ve durum sahabiye yabancı da değildi. Dolayısıyla “Kur'an'ın ilk muhatapları Kur'an'ın indiği ortamda yaşıyorlardı. Onların tefsiri, yaşadıkları hayatın ta kendisiydi”. [6] diyebiliriz.

Tefsir ilmi deyince Efendimiz'in yeğeni İbni Abbas'ı (r.a.) anmadan geçemeyiz. Zira o Kuran ilmine vakıf olmasıyla kendisinden sonra gelen alimlerden müfessirlerin babası ünvanını almıştır. Zaten "yeryüzünde bir tefsir yoktur ki içinde İbni Abbas'tan herhangi bir rivayet ya da açıklama olmasın," desek yeridir diyebiliriz. Bu konuda Peygamber'imizin duasını aldığını hadis kitaplarından öğreniyoruz:


"Allahım buna (İbni Abbas'a) hikmeti öğret!
-Bir rivâyette de- "Allahım buna kitab (Kur'ân) öğret!" [7]

Sahabe'den sonra artık Kuran’ın inerkenki şartların ve durumların değişmesiyle, Tefsir ilmi tüm ilimlerin anası olarak kar topu gibi büyüyerek gelişti. Abdullah ibn Mes'ud, Übey b. Ka'b, Abdullah b. Abbas gibi kurra ve müfessir sahabiler seçkin öğrenciler yetiştirdiler.

Mekke'de Mücahid, Kufe'de Alkame bunlardandı. Sonra bu gelenek nesilden nesile sürdürüldü. [8]

Gerçek manada tam tefsir özelliği gösteren tefsir İmam Taberi’nin Camiu'l-Beyan fi Te'vili'l-Kur'an adlı eseridir. Bu tefsir, sonraki tefsirlerin bir numaralı kaynağı oluşturur. Bu tefisr Dirayet ve rivayet tefsiri özelliklerinin ikisini birden içermektedir.


devam edecek.
----
[1]bu hadisin kaynağını hatırlayamadım, sonra yazacağım.
[2]Mustafa İSLAMOĞLU,tefsirlerin dünyası, dünyaların tefsiri.
[3]Safahat.
[4]Seyyid Kutub, Fi'l zilal'il Kuran.
[5]Ebu Davud,Sünen.
[6]Mustafa İSLAMOĞLU,tefsirlerin dünyası, dünyaların tefsiri.
[7]Buhari, Tirmizi. [8]Mustafa İSLAMOĞLU,tefsirlerin dünyası, dünyaların tefsiri.

ANAHTARLAR: tarihteki ilk tefsir,tefsir tarihi, tefsirler, tefsirin gelişimi, tefsir kitapları, tefsir dersleri, peygamberimizin kuran tefsiri,

Anahtar Kelimeler: İslam Araştırmaları, ilk tefsirler

mustasim billah , 09/06/2008-14:35 Facebook'ta Paylas