Dünyanın en zengin tarihine sahip topraklar üzerinde kurulu olan ülkemizde bugüne kadar UNESCO Dünya Miras Listesi’nde dokuz adet varlığımız kendisine yer buldu. Bununla beraber listeye girmeyi bekleyen uzun bir aday liste de var. Aday varlıklarımızı da listeye almak üzere çalışmalar sürerken hali hazırda listede bulunan dokuz kültür mirasımızı gelin yakından tanıyalım.

1.İSTANBUL
TARİHİ ALANLARIYLA YARIMADA

2010 Avrupa Kültür Başkenti olmasıyla tüm dünyanın gözlerini bir kez daha üzerine çeken İstanbul, dünya metropolleri arasında coğrafi konumu ve binlerce yıllık kültürel mirasıyla ayrıcalıklı bir konuma sahip. M.Ö. 7. yüzyılda kurulan bu tarihi kent, Asya ile Avrupa ve Karadeniz ile Akdeniz arasında Boğaz kıyısındaki stratejik kavşak konumuyla, 2000 yıldır birçok siyasi, dini ve kültürel etkileşime sahne oldu. Roma, Bizans ve Osmanlı gibi büyük İmparatorluklara başkentlik yapan, görkemli bir geçmişe sahip olan İstanbul’un “Tarihi Yarımada” olarak anılan, kuzeyde Haliç, doğuda İstanbul Boğazı ve güneyde Marmara Denizi ile çevrili kısmı içinde yer alan bölgede pek çok kültürel varlık var.

İstanbul, 1985 tarihinde UNESCO Dünya Miras Listesi’ne 4 ana bölüm olarak dahil edildi. Bunlar; Hipodrom, Ayasofya, Aya İrini, Küçük Ayasofya Camisi ve Topkapı Sarayı’nı içine alan Arkeolojik Park; Süleymaniye Camisi ve çevresini içine alan Süleymaniye Koruma Alanı; Zeyrek Camisi ve çevresini içine alan Zeyrek Koruma Alanı ve Tarihi Surlar Koruma Alanı’nı içeriyor.

2.SAFRANBOLU 
BİR MÜZE KENT

Coğrafi konumu nedeniyle çok eski devirlerden beri yerleşim gören ve Osmanlı zamanında 17. yüzyılda İstanbul-Sinop yolu üzerinde olması nedeniyle tarihteki en önemli dönemini yaşayan Safranbolu, klasik Osmanlı kent mimarisini yansıtan tarihî evleri ile ünlü. UNESCO’nun 1994 yılında bütünüyle Dünya Miras Listesi’ne aldığı kentin sit alanı ilan edilen eski şehir merkezinde bir özel müze, 25 cami, 5 türbe, 8 tarihi çeşme, 5 hamam, 3 han, 1 tarihi saat kulesi,  1 güneş saati ile yüzlerce ev ve konaktan oluşan tescilli 1.008 adet tarihi eserle birlikte ayrıca höyükler, tarihî köprüler ve kaya mezarları bulunuyor.

Karadeniz kıyılarını, Batı, Kuzey ve Orta Anadolu’ya bağlayan yol üzerinde yer alan ve ismini, bölgede yetişen ve nadir bir bitki olan safrandan alan 3 bin yıllık tarihi geçmişi olan bu müze kent, Türk kentsel tarihinin bozulmamış bir örneği.  14.yy’ın başlarından bu yana Türklerin hâkimiyetinde olan Safranbolu, özellikle 18. yüzyılda Asya ve Avrupa arasındaki ticaretin önemli bir merkeziydi. Geleneksel şehir dokusu, ahşap yığma evleri ve anıtsal yapılarıyla bütünü sit alanı ilan edilmiş ender kentlerden biri.

3.NEMRUT
TANRILARIN DAĞI

Yeryüzünde güneşin doğuş ve batışının gözlendiği en güzel yer olduğu da söylenen Nemrut Dağı, Suriye’nin kuzeyinde M.Ö. 1. yüzyılda kurulmuş bir krallık olan Kommagene’nin en önemli kralı Antiochus’un yeni bir din yaratmak amacıyla zirvesinde yapımına başladığı görkemli kutsal alan ve mezar anıta ev sahipliği yapıyor. Antiochos, batıdaki Yunanlılarla doğulu Perslerin dinini birleştirip yeni bir dünya dini yaratmayı ve bu dinin Nemrut’tan tüm dünyaya yayılmasını sağlayarak dünyaya hükmetmeyi hedefliyordu.

Bugüne kadar gelmeyi başlayan görkemli kalıntılar, Antiochos’un Tümülüsü ile kutsal alanlar, dev heykeller, Arsameia yani Eski Kale, Yeni Kale, Karakuş Tepe ve Cendere Köprüsü’nden oluşuyor. Anıtsal heykeller doğu, batı ve kuzey teraslarına yayılıyor. Kutsal merkez olan Doğu teras en önemli heykel ve mimari kalıntıları bulunduruyor. 8-10 metre yükseklikteki dev heykeller Kireçtaşı bloklarından yapılmış. Nemrut Dağı’ndaki kutsal alanda heykellerin dışında birçok da kabartma bulunuyor. Ayrıca burada bulunan aslanlı horoskop bilinen en eski horoskoptur. UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası listesine 1987 yılında alınan Nemrut Dağı dünyanın dört bir yanında ziyaretçileri çekiyor.

4.HATTUŞAŞ 
HİTİT BAŞKENTİ

İlk organize devleti kuran Hitit uygarlığının başkenti Hattuşaş, Boğazköy’de bulunuyor. 1986 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınan Hattuşaş, bölgede yüzyıllar boyu çok önemli bir merkez oldu. Yazılı kayıtlarda ilk Hitit kralı olan Anitta tarafından M.Ö. 1700’lerde alınıp yine Anitta tarafından yıkılan şehir, yüzyıl kadar sonra I. Hattuşili tarafından tekrar kurularak Hitit’in başkenti yapıldı.

Bölgede 400 yıl hüküm süren Hitit Uygarlığı’nın başkenti olmadan önce ilk yerleşimin Kalkolitik çağda başladığı, ilk Tunç çağında Hattilere ve daha sonra Asur ticaret kolonilerine ev sahipliği yapan Hattuşaş’da 5 bin yıl öncesine ait kültürel verilere rastlanıyor. Hititlerle Mısırlılar arasında yapılan ve tarihe ışık tutan Kadeş Antlaşması metin tabletleri bunlardan biri. En az Mısır Uygarlığı kadar eski ve zengin bir uygarlık olan Hitit Uygarlığı’nın en önemli bir diğer bölgesi ise, Yazılıkaya Açık Mabedi. Kaya yüzeyine yüze yakın tanrı, tanrıça, hayvan ve hayal ürünü yaratıkların işlendiği Yazılıkaya Tapınağı, Hattuşaş’ın en büyük ve etkileyici kutsal mekânı. Mabet, şehrin dışında yer alan yüksek kayalar arasında saklanmış.  

5.XANTHOS VE LETOON
ANTİK LİKYA’NIN MERKEZİ
Antik Çağda dağlık Likya eyaletinin en büyük idari merkezi olan Xanthos, en eski ve en büyük kentiydi de aynı zamanda. Tarihi M.Ö. 1200’lere kadar geri giden, Xanthos ırmağının vadisinde kurulu kent, M.Ö. 545 yılındaki Pers istilasına kadar bağımsız bir şehir devletiydi. Pers istilasına karşı koyamayacaklarını anlayan Xanthos halkı önce tüm kadın ve çocuklarını öldürmüş, sonra da kenti ateşe vererek ve bu alevlerin içine kendilerini atarak topluca intihar etmişlerdi. Kurtulanlar kenti yeniden kursa da 100 yıl kadar sonra Xanthos tekrar yandı. Felaketler kenti Xanthos daha sonra Romalıların, ardından da 7. yüzyıldaki Arap akınlarına kadar Bizanslıların egemenliğinde kaldı. 

Xanthos’a 4 km uzaklıkta bulunan Letoon ise Likya’nın dini merkezi konumundaydı. Bu kutsal alanda Leto, Apollon ve Artemis tapınakları ile birlikte, tapınakların güneyinde bazilika şeklinde bir kilise, bir manastır, bir çeşme ve bir de tiyatronun kalıntıları bulunuyor. Grek tarzı tiyatrosu günümüze değin korunmuş en önemli yapısı.  Xanthos ve Letoon, UNESCO Dünya Miras Listesi’ne 1988 yılında birlikte alındı.

6.PAMUKKALE VE HİERAPOLİS
ŞİFALI SULARIN YARATTIĞI KUTSAL KENT
Şifalı kaplıcalarıyla antik çağlardan beri yerleşim gören bölge, Çaldağı’ndan gelen kalsiyum oksitli suların oluşturduğu eşsiz beyaz travertenleri ve antik Hierapolis kentiyle iç içe geçmiş hem doğal hem de kültürel bir miras olarak 1988’de Dünya Miras Listesi’ne alındı. Yüzyıllar boyunca her türlü rahatsızlığa iyi geldiğine inanılan kalsiyum tuzları ve karbondioksit gazı içeren 35°C sıcaklıktaki termal suyu sayesinde şifa arayan insanların oluşturduğu Hierapolis, Geç Helenistik ve erken Hıristiyanlık dönemlerine ait kalıntıları barındırıyor.

Büyük Konstantin döneminde Frigya bölgesinin başkentliğini yapan kent Bizans döneminde ise Piskoposluk merkezi oldu.  Bergama krallarından Kralı II. Eumenes tarafından M.Ö. II. yüzyılda kurulduğuna inanılan ve “kutsal kent” olarak anılan Hierapolis, Hz. İsa’nın havarilerinden Aziz Filip’in burada öldürülmesi ve adına anıt mezar yaptırılmasıyla da inanç turizmi açısından da önem kazanıyor. Adını Bergama’nın efsanevi kurucusu Telephos’un karısı Hiera’dan aldığı söylenen Hierapolis, metal ve taş işlemeciliği, dokuma kumaşları ile de ünlü.

7.TROYA
DESTANLARIN KENTİ
4000 yıllık tarihiyle dünyanın en ünlü arkeolojik bölgelerinden biri olan Troya 1870 yılında Alman arkeolog Heinrich Schliemann tarafından bulundu. Anadolu’da Çanakkale Boğazı’nın güney ucu yakınında, Hisarlık Tepesi üzerindeki bu görkemli ilk çağ kentinde başlayıp Aralıklarla 1938’e kadar sürdürülen kazılar sonucunda üst üste kurulmuş dokuz kent katmanı ortaya çıkarıldı. Homeros’un İliada ile Odessa ve Vergilius’un Aeneas destanlarında, M.Ö. 13. veya 12. yüzyılda Yunanistan’dan gelen Ispartalı ve Akyalı savaşçılar tarafından kuşatıldığı hikâye edilen kentin Troya VI ya da VII olduğu düşünülüyor. Ünlü Troya Savaşı’nın geçtiği düşünülen kent kalıntılarının Anadolu ve Akdeniz dünyası uygarlıkları arasındaki ticari ve kültürel bağlantıların en belirgin göstergesi olduğu söylenebilir. Bu aynı zamanda Avrupa medeniyetinin gelişimini en erken süreçlerden itibaren anlamak açısından da önemlidir. Troya’daki kazılar ayrıca gösterdiği katmanlaşma ile Avrupa ve Ege’deki diğer arkeolojik alanlar için referans görevi görüyor. Dünya Miras Listesi’ne 1998 yılında alınan arkeolojik kentte kazılar hâlen Tübingen Üniversitesi tarafından sürdürülüyor.
 
8.DİVRİĞİ ULU CAMİ VE DARÜŞŞİFASI
İSLAM MİMARİSİNDEN BİR BAŞYAPIT
Divriği ve civarında en erken yerleşim Hititler Dönemi’ne kadar iniyor. Bölgenin Mengücekoğulları’nın yönetimi altında olduğu en parlak döneminde Ahmet Şah ve eşi Turan Melek tarafından 1228-1229 yıllarında yaptırılan Ulucami ve Darüşşifa, 13. yüzyılda kadın-erkek eşitliğini de simgeleyen bir anıt olarak nitelendiriliyor.

Özgün mimarisi, estetik, kültürel ve evrensel değeriyle Dünya Miras Listesine 1985 yılında alınan yapılar, İslam mimarisinin bu başyapıtı iki kubbeli türbeye sahip olan ve yapımında mimar ve sanatkar olarak Ahlatlı Hürremşah ve Tiflisli Ahmet’in çalıştığı bir cami ve ona bitişik bir hastaneden oluşuyor. Mimari özelliklerinin yanı sıra, sergilediği zengin Anadolu geleneksel taş işçiliği örnekleriyle UNESCO’nun Türkiye’den Dünya Mirası Listesi’ne kabul ettiği ilk mimari yapı. Beş yapıdan oluşan bir külliyenin ana yapıları olan birbirine bitişik Ulu Cami ve Darüşşifa Mengücekoğulları’ndan günümüze ulaşan dünyanın en nadide eserlerden.

9.KAPADOKYA VE GÖREME
GÜZEL ATLAR ÜLKESİ

Hem doğal hem de kültürel bir miras olarak 1985’de Dünya Miras Listesi’ne alınan Göreme ve Kapadokya Milli Parkı, Orta Anadolu’nun volkanik bölgesinde yer alıyor.  Miras Listesi’nde, Göreme Milli Parkı, Derinkuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirleri, Karain Güvercinlikleri, Karlık Kilisesi, Yeşilöz Theodoro Kilisesi ve Soğanlı Arkeolojik Alanı yer alıyor.

Kalkolitik dönemden beri yerleşim alanı olan ve doğa ile tarihin bütünleştiği Kapadokya bölgesi, Erciyes Dağı, Hasan Dağı ve Güllü Dağı’nın püskürttüğü volkan tüflerinin rüzgar ve yağmur suyu tarafından aşındırılmasıyla oluşan kaya şekilleriyle dünyanın en gerçeküstü manzaralarından birini barındırıyor. ‘Peribacaları’ denilen ve içleri oyularak oluşturulan evler ve kiliseler bölgeyi putperestlerin zulmünden kaçan Hıristiyanlar için devasa bir sığınak haline getirdi. Persçe  “Güzel Atlar Ülkesi” anlamına gelen Kapadokya, böylece 7-13. yüzyıllar arasında Hıristiyanların yerleşmesiyle Hıristiyanlığın önemli bir merkezi haline geldi.

 

*Kaynak: Koç Topluluğu BizdenHaberler Dergisi, Aralık-Kasım Sayısı 2010

Anahtar Kelimeler: Tarih, Anadolu En Güzel Yerler, Anadoluda Gezilecek Yerler, Anadoluda Görülecek Yerler, Anadolunun Tarihi Yerleri, Unesco Anadolu Miras Listesi

mutevaggil , 29/11/2010-09:20 Facebook'ta Paylas