Askerlik görevini ifa etmekte olduğum yer Ceylanpınar’a on beş kilometre uzaklıkta , bir köyün yanı başında bir jandarma karakolu.(Yazımın bundan sonrasında yer ismi vermemek daha uygun olacak).

Karakolumuz Ceylanpınar ilçe  merkezinin on beş kilometre doğusunda Mardin ve Suriye sınırında konumlanmış güzel bir karakol. Yaklaşık üç kilometre güneyimiz Suriye sınırı. Bu karakol, civardaki on dokuz köyün emniyet ve asayişinden sorumlu. Etraf tarlalarla çevrili. Buraya geldiğimizde yem yeşil olan tarlalar şuan altın sarısına dönmüş durumda (Evet, her taraf buğday ekili). Birkaç gün sonra hasat yapılıp yerlerine mısır, pamuk, ayçiçeği ya da karpuz ekilecek. Kısaca tarım köylünün burada can damarı konumunda…

İki kere devriyeye çıkan gruba katılarak civardaki köyleri gözlemleme fırsatım oldu. Köyler genelde tek katlı kurumuş balçıktan yapılı evlerle dolu. Altyapı hak getire. Kanalizasyon açık bir biçimde köylerin içinden geçiyor. Başta sıtma olmak üzere, bir çok hastalığa davetiye çıkaran bu manzara içler acısı…

Bölgemizde terör olayları yok fakat çok da rahat bir yer olduğu da söylenemez.Çevre köylerden bir ikisinin terör örgütü sempatizanı olduğu biliniyor. Fakat bu statik bir muhabbet olup eylemsel herhangi bir olayla 16 yıldır karşılaşılmamış. Buna rağmen biz tedbiri elden bırakmıyoruz. Tedbir her zaman için iyidir.

Ben karakolun nizamiye çavuşuyum.Akşam saat sekizde mesaim başlıyor, sabah sekizde bitiyor. Nizamiye nedir diyenler için şöyle diyelim: Karakolun ya da herhangi bir askeri birliğin girişindeki görevli kulübesidir. Buradan giriş çıkışlar kontrol ve deftere kayıt edilir. Büyük site ya da fabrika girişlerindeki güvenlik ve danışma için ayrılmış yerlerle aynı görevi görüyoruz bir nevi. Nizamiye üç metreye üç metre kare tabanlı, küp şeklinde ve çatılı bir yapı olup betonarmedir. Bir kapısı ve üç tarafında birer tane olmak üzere üç penceresi vardır. Yalnızca doğu cephesi tamamen duvar olup, penceresi yoktur.

Geceleri gelen giden olmadığından sessiz ve sakin geçiyor zaman.çarşıya çıkabilen bir arkadaşa aldırdığım bir radyo ile vakit geçiriyorum. Fakat bir milyoncudan alınmış bu dandik radyo doğru dürüst çekmiyor. Sadece, o da canı ister gönlü olursa, trt fm i ve bazen de burç fm'i çekiyor. henüz adını bilmediğim yerli ve yabancı müzik çalan üçüncü bir kanal daha var. Bir de suriyeden geldiğini zannettiğim yabancı bir frekans. Sonuçta hiç yoktan iyidir. Zaten insan, az ile kanaat etmeyi bilmeli. Aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz.

Askerlik insana bazı şeyleri öğretiyor... Mesela sivil hayatta bir milyoncudan alınan dandik cep radyosunun askerde nasıl candan bir dost olduğunu öğreniyorsun askerde. Daha başka şeyler de öğretiyor asker ocağı. Kırk çeşit insanla uyumlu biçimde yaşamayı, sabretmeyi, azmetmeyi, kıymet bilmeyi ve daha başka bir sürü güzel hasleti...

Burada geceler sakin geçiyor dedik. Nizamiyede aydınlatma olmadığı için (ama zifiri karanlık değil, sokak lambasından dolayı alacakaranlık bir ortam var nizamiyede) kitap okuyamıyorum geceleri. Şuan bu satırları dandik cep radyosunun lambasından sızan ışıkları sayesinde yazabiliyorum deftere. Radyo değil can dostu mübarek. Bir de nazlanmasa... Can dostumdan başka ses veren canlılar da var geceleyin. Bahçemizdeki köpeklerin havlamaları, nizamiye çatısına tünemiş gamlı baykuşların ötüşleri, karşı tarlalardandan gelen kurbağa vıraklamaları, yarasa çığlıkları, sair böcek ve haşerattan çıkan muhtelif sesler, gecenin sessizliği bozan diğer ses kaynakları...

Bir de burada yıldızlar çok yakın insana, light pollutionın olmadığı bir ortamdan yıldızların nasıl göründüğüne inanamazsınız. Salkım salkım duruyorlar, elini uzatsan yakalayacaksın sanki bir kaçını...

Yazacak şey çok ama yaz yaz nereye kadar gidecek bu. Kesiyorum burada. Son söz olarak bir şafak patlatayım: 12 den sonra atarsa 108, Başka yok!..

Anahtar Kelimeler: Sohbet - Roportaj

mutevaggil , 30/05/2009-11:01 Facebook'ta Paylas